logo

27 Mayıs 2018

Fethiye ve Mavi Vatan…


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

Efeler ressamı Mustafa Ali Kasap ve ben. İki kardeş düştük yine yollara. Bu kez yurt dışı değil. Hemencecik yakına, Fethiye’ye!..

Yolculuk biraz sıkıntılı başladı… Otobüsteyiz. Yan koltukta oturan genç çift kısa molada bir koşu gidip lahmacun-ayran almış. Otobüs hareket edince çıkarıp yediler. Otobüs lahmacun koktu. Benim canımın çekmesi bir yana üç koltuk geride hamile bir kadın vardı. E yarım saat sabredeydiniz de molada yeseydiniz olmaz mıydı!..

Çine’de 5 dakika ihtiyaç molası verdik… 10 dakika bekledik bir kişi yok. Meğer namaz kılmaya gitmiş beyefendi. Biraz daha bekledik, yok… Yok!.. Yola devam ettik. Helal olsun şoförümüze. Böyle bir din şovmenine pabuç bırakmadı. Bu işin kazası var. Hatta gözünle de kılabilirsin. Kime şov yapıyorsun? Kime öğretiyorsun? Bir Müslüman, bir bilen sen misin? Koca bir otobüs insan bekletilir mi? Bunu da yeni moda çıkardılar…

Neyse… Vardık Fethiye’ye… Bundan önce dört kez daha gitmiştim. Ancak bu kez farklı… Heyecanlı. Dünyada ilkleri yaşayacağız. Efendim en iyisi baştan anlatayım. Kaptan Cousteau (Kusto)’nun sağ kolu olan dalgıç Andre Laban dünyada ilk deniz altında resim yapanmış. Ünlü su altı belgeselcimiz rahmetli Haluk Cecan bir gün Emekli Koramiral Ekmel Totrakan Paşa’ya demiş ki “Paşam hem dalgıçsın, hem ressamsın. Gel seni tanıştırayım mösyö Laban ile, su altında sen de resim yap.” Dediği gibi de yapmışlar. Su altından çıktıklarında Haluk Cecan bağırıyormuş “Yaşasın artık bizden de biri çıktı!..”

Proje gereği balık adamlar bize dalmayı öğretecek, su altında atölye çalışması yapılacak ve dünyaca ünlü su altı belgeselcimiz Tahsin Ceylan da görüntüleyecek… Bu harika proje benim canım arkadaşım şair-ressam Mine Sarmış’a ait. Fethiye Deniz Ticaret Odası ise bize sponsor oluyor…

Bu çalıştay sonrasında Mine’miz yerli ve yabancı basın tarafından “Dünyada su altında resim yapan ilk kadın” ünvanını aldı. Gururlandık…

Proje zor bir kabul aşamasından geçti. Hepimizin tek tek istihbaratı yapıldı. Oda Başkanı Şaban Arıkan bey heyecanlı, sanatsever… Hemen onay verdi. Müdür Bülent Telli bey Mine ile birlikte çalıştı… Oda yönetim kurulundan herkes bir konuda destek oldu. Ece Marina sahibi Burak Ardahan bey tesisi ile, Mehmet Özkan bey ise gemisi ile…

Prenses Lila lüks gulet gemimizin adı. Gemide Ali Öztürk kaptanımız, Ali bey aşçımız ve gemicilerimiz ise Hakkı ile Alpay…

Otuz yedi metrelik gemimiz harika. On odası var, otel odası gibi. Banyolu, tuvaletli… Yuvarlak pencereleri deniz manzaralı… Odalarımıza yerleştik…

Katılımcı sanatçı arkadaşlarımla artık kardeş gibi olmuşuz. Dil, din, ırk önemsiz. Gürcistan’dan Prof. Levan Slagedze, Prof. Lela Gelevishili, Azerbaycan’dan Ramiz Murad Abbasov, Nahçıvan’dan Habibe Allahverdiyev (Milletvekili), Murad Nurlu (lise müdürü ve devlet çocuk tiyatrosu eğitimcisi), Habib Allahverdiyev (Devlet sanatçısı), Arzu Novruzov (Nahçıvan devlet tv. yönetmen) Türkiye’den Ekmel Totrakan Paşa, Mine Sarmış (küratör), ben, efelerin ressamı Mustafa Ali Kasap ve Nevin Aytekin…

Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk emperyalist güçlere “Denizlerimizle ilgili her şeyi biz yaparız siz gidin” demiş ve yeni Türkiye’nin Deniz Kuvvetlerini kurmuş. Ancak ondan sonra biraz ihmal edilmiş denizlerimiz. Koruyamamışız… Sahip çıkamamışız… İşte bizim bu sanatsal faaliyetimizin bir amacı da “Mavi Vatan”ımıza sahip çıkmak, gereken öneme dikkat çekmek…

Nahçıvanlı Habib feyste paylaşmış “Fethiye’ye çatdık” bayılıyorum onların konuşmasına. Bizde ters anlaşılan kimi cümlelerine birlikte gülüyoruz. “Uçak indi” yerine “düştü” diyorlar. Paket üzerinde “Sigara sağlıklara ziyan vurur” yazıyor…

Sabahın ilk ışıkları ile herkes uyurken ben deccal ayaklandım. Giyindim sessizce yukarı çıktım. Deniz Yaşar Kemal ustanın dediği gibi sanırsın karıncanın su içtiği yer… Öyle sessiz, öyle durgun… Güneş henüz doğuyor. Kuş cıvıltılarından başka henüz ses yok… Doyasıya huzur…

Önce Fethiye’yi gezdik. Kayaköy, Ölüdeniz, Karakeçililer köyü ve daha pek çok yer… Orman yolu üzerinde keçi çok, AKUT orada en çok keçi kurtarma operasyonu için çalışıyormuş. On sekiz çeşit endemik orkide varmış ve ne acı ki yurtdışından çiçek hırsızlığına geliyorlarmış, ancak yetiştiremiyorlarmış.

Kayaköyü dünyada ilk matematikçi ve kahin yetiştiren bir yermiş ve dünyadaki üç çekim alanından biri imiş. Mistik bir turizm merkezi olabilir…

O sırada havada yamaç paraşütü ile atlayan biri topaç gibi etrafında dönüyor. Bağırdım “Dönmeeeee vertigo olacaksın!” damdan düşenin hali malum…

Gezi akşamı Ece Marina’da Burak beyin ve eşinin konuğu idik. Denize karşı çay içerken basın geldi TV çekimi yaptılar. O bitti derken aşağıda bir gürültü kıyamet koptu. Hepimiz merakla baktık. Murad “Yok bişe, pisik savaşı” demesiyle kahkahayı patlattım. Kediler dövüşüyormuş…

Denizin altında resim nasıl yapılır? Boya yapışır mı? Nasıl tuval kullanılır? Kaç dakika kalınır? Bütün bu konuları bir bir öğrendik. Balıkadamlar özel giysileri ile denize dalma kursu verdiler. Ben kısa süre önce vertigo geçirdiğim için içim yana yana dalamadım. Gemide çalıştım.

Lela ve Levan Gürcistan Tiflis Üniversitesi’nde karı koca profesörler. Lela artık Türkçe konuşabiliyor. Levan ise anlıyor ama henüz konuşamıyor. Her zamanki muzip hali ile bana takılmadan edemiyor. “Atatürk soyledi, Hulya boyük resam” Kardeş gibiyiz artık…

Akşam Turunç Pınarı koyuna demirledik. Dağların tepesinde kar, biz Turunç Pınarı’nda denize girdik. Daha sonraki günlerde sürekli değişik koylara gittik. Tarzan koyu, Dalyan koyu aklımda kalanlar…

Arkadaşlarımızın içinde yüzme bilenler vardı ama benim Nahçıvanlı çocuklarım bilmiyorlardı. Hele televizyoncu Arzu pırıl pırıl yüreği olan bir arkadaşımız. Bizim neşe kaynağımız. Arzu Nahçıvan’da erkek adı… Yüzme bilenler bile dalmada zorlanırken Arzu hiç bilmediği halde ilk dalışta takla atmış, sonra dibe gitmiş, kayaların arasından sağdan soldan-ordan burdan gitmiş… Balıkları, deniz canlılarını incelemiş. Hepimizi hem güldürdü, hem şaşırttı.

Onlara yüzmeyi öğretelim dedik. Murad hemen öğrendi. Habib ve Habibe de öğrendi. Arzu müthiş cesaretli. Hem de bizi korkutacak derece cesaretli. Dedik ki “Al bu sosisi tutun ve su üstünde durmaya çalış…” Bir baktık bizim Arzu iki elinde iki sosis kulaç atıp duruyor. Mine gülerken suya battı… Bir yandan gülüyor bir yandan da söyleniyordu “Sosisle su üstünde duranı gördüm de kulaç atanı ilk görüyorum!..”

Turkuaz rengi pırıl pırıl bir deniz. Kayaların arasından bir kolunu denize, diğerini göklere uzatmış fıstık çamlarının kıyısında mavi-lacivert-turkuaz renklerinin harelendiği denizle kucaklaştık. Doyasıya keyifle yüzüyoruz. Güneşin altında ışıl ışıl parlıyor. Derken her yanım çimdiklenmeye başladı. Bir şeyler ısırıyor. Deniz biti imiş. Minik karides gibi böcekler. Yakamoz dediğimiz de o böceklerin ay ışığının altında parlaması imiş. Denizden çıktığımda ısırılan yerler sivrisinek sokması gibi kızardı, kaşındı.

Aşcımız Kıbrıs olta salladı, belki balık gelir diye. Akşama mangal var… Oltanın hareketi ile yukarı çektik bir de baktık ki ne görelim 80 cm. bir müren… Belgeselde bile seyrederken ürperiyorum. O korkunç yüzü böyle yakından görmek… Hepimiz merakla toplandık, bakıyoruz. Ağzında çapari olta. Çıkarmak mümkün değil. Çekmeye kalksak ağzı parçalanacak. Hayvan korku ve acı ile ısırmaya çalışıyor, sağa sola kıvrılıyor yılan gibi, zıplıyor. Bizim Arzu oltayı çıkaracağım diye hamle yapınca hepimiz çığlık çığlığa bağırdık “Zehirlidir ısırır.” Arzu vazgeçti ama bir baktık eğilmiş selfi çekiliyor mürenle. Allah’ım ya rabbim!.. Burnunu, kulağını kopartacak haberi yok!.. Müreni denize attık kurtulduk…

Yemekten sonra Ekmel Paşa yemek duasına girişiyordu “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin, Allah Halil İbrahim bereketi versin.” O lafını bitirir bitirmez muziplik olsun diye hemen ben başlıyordum rahmetli babaannemin yemek duasına… “Ben yedim Allah artırsın, sofrayı kuran kaldırsın. Ali için, Veli için, sizin ölüler şurda dursun, bizim ölülerin canı için…”

Ciddi ciddi dinleyip arada “amin amin” diyenler duanın sonunda kahkahayı patlatıyorlardı.

Mine’lerin botanik bahçesini gezemedik ama turunç ve portakallarını yedik. Babası bahçeye meraklı. Onaltı çeşit avakado yetiştirmiş. Bir süre sonra meyvelerin pazarda iyi paraya satıldığını görünce toptan vermeye başlamış. Ama annesi öfkeleniyor, satmasını istemiyormuş. Konu komşuya dağıtsın seviyormuş. O yüzden annesi bir yere gidince babası sessizce bahçeye giriyormuş ve kasalarla avakadolar gidiyormuş satışa. Annesi gelince “Allah Allah!.. Yere düşse görürüm. Nereye gitti.” diye şaşırıyormuş. Babasının adını “Avakado Hasan” koymuşlar. Bu arada Avakado çok yararlı bir meyve. Böbrek hastalığına iyi geliyor, yaprakları çay gibi içiliyor ve çekirdeğini bile rendeleyerek kullanmak gerekiyormuş. Bilmiyor, atıyordum!..

Bir hafta boyunca deniz ve dalgıçlık hakkında harika bilgilendik. Örneğin soluduğumuz havanın oksijenini ormanlar üretiyor diye biliyorduk ya!.. Meğer yüzde 30 unu ormanlar, geri kalanını denizler üretiyormuş. Deniz altındaki yosunlar, bitkiler ve zinciri oluşturan canlılar… Hani gemiler, tekneler demir atıyor ya… işte o çapa gemi durana kadar denizin dibinde o oluşumları koparıyor zarar veriyormuş. Böylece kendi oksijen kaynaklarımızı yok ediyormuşuz. Kirlenme, plastik atıkların zararı ise korkunç boyutlarda imiş.

Çalıştayımızla epey ilgi uyandırdık. E kolay değil. Dünyada ilk deniz altında resim kursu, atölye çalışması ve sergi yaptık. Yabancı medyada bile yer aldık. Kaş ve Fethiye kaymakamı ile bürokratlardan kimileri ziyaretimize geldiler.

Son gün daldılar. Tahsin hoca bir çıktı öfkeli mi, gülüyor mu bilemedik. Dedi ki; “Arzu beni bugün öldürdü. Düğün fotoğrafçısı gibi bir Ramiz’e sarılıp foto çekiliyor, bir Murad’a” Tahsin hoca öyle kolay kolay her yere gitmiyor. “Dakikam elli dolar” diyor. O da bizim gibi gönüllü geldi. Arzu’nun yaptığına bak!.. Canımız Arzu. İyi ki gelmiş…

Son gün Ece Marina’da harika bir sergi yaptık. Akşamı da Mustafa Ali’nin oğlu Kerem Kasap yemek eşliğinde bize keyifli şarkılar söyledi. Hediyelerimiz ve plaketlerimiz verildi. Arzu kamerasının hafızasını bitirmiş, kendi telefonunun ve Murad’ın telefon hafızasını da bitirmiş Mustafa Ali’nin telefonunu kapmış video çekiyor!..

Bir hafta karaya ayak basmadan, TV açmadan, hep sohbet, hep sanat, yararlı bilgiler ve bol kahkaha ile dolu dolu geçen zaman… Dönüş hüzünlü… Ali kaptanla, personelle vedalaşma… Sevindiğim bir şey var ki resim yaparken ilgi ile sessizce izleyen Ali kaptanımıza kısacık bir resim kursu verdim. İlk karakalem çalışmamızı yaptık. Temel kuralları anlattım. Şimdi boş vakitlerinde çalıştığını bana gönderecek ben onu yönlendireceğim. Bir kişiye bile sanat aşkı aşılamak bana mutluluk veriyor…

Dünyada ve ülkemizde ilkleri yaşadık… İlk kez su altı resim kursu, su altı resim çalıştayı ve su altı resim sergisini biz açtık. Deniz altında Atatürk’ümüzün portresini yaptık. Bunun onuru, gururu ve keyfini yaşamanın yanında yeni dostlar, yeni bilgiler ve güzellikler edindik… Yaşasın Mavi Vatan…

Etiketler: » » » »
Share
389 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kimse senin yerini tutmuyor baba!..

    18 Haziran 2018 Yazarlar

    Kimse senin yerini tutmuyor baba!.. Aklıma geliveren olur olmaz saçma sapan soruları bile sana sorardım. Sen sabırla benim anlayacağım dilde bana anlatmaya çalışırken ben “Benim kızım ne kadar akıllı” diye düşündüğünü düşünür ve kendimle gurur duyardım... Benim kızım şahin derdin. Neden dediğimde “Şahin kol üstünde taşınır da ondan. Benim kızım da kol üstünde yukarılarda olacak her zaman” diye de eklerdin. Hani beni bir kilo soğan zarı toplayana verecektin? Bir kilo soğan zarını ne yapalım, ne işimize yarar?” dediğimde “Bir kilo soğan za...
  • HER ŞEYİ GÖRDÜM!

    11 Haziran 2018 Yazarlar

    Evet, gördüm her şeyi gördüm. İnsan yaşamı koskocaman, upuzun bir zaman dilimi. Tabi ki uzunca yaşayabilenler, ömrü uzun olanlar için. Daha bebekken, çocukken, gençken, orta yaştayken, biraz yaşlanmışken ve artık gücü takati kalmamışken, hatta Allah’ım bana ve bakanlarıma ızdırap çektirme diye ölümü bile kurtuluş sayanları da gördüm. Onlar için yaşam da çok kısa. Ahlaklı insanları da ahlaksızları da gördüm. Aptalları da akıllıları da gördüm. İnsan olanları da; hayvana hakaret olur diye hayvan adı dahi anılamayacak olanları da gördüm...
  • İki devlet, bir millet kardeş Nahçıvan…

    02 Haziran 2018 Yazarlar

    "Bu kez benim yerime bir başkası görsün o güzel yurdu" diye düşünsem de davet gelir gelmez dayanamayıp hemen biletimi alıyorum... Nahçıvan'dan söz ediyorum. O güzel yurttan... iki devlet-bir millet kardeş ülkeden... Daha önce iki kere daha gitmiştim ve hem Nahçıvan'ı hem de Nahçıvanlı kardeşlerimizi çok sevmiştim. Dayanamayıp koşa koşa bilet almam da işte o yüzden... Bu kez festivalin adı "Umummilli Lider Haydar Aliyev'in 95. yaş günü ile ilgili "Nahçıvan-beşeriyetin beşiği IV. uluslararası Resim Festivali" Nahçıvan'ı önceleri Azerbaycan'...
  • HZ. EYÜP SULTAN

    27 Mayıs 2018 Yazarlar

    ÂŞIKLARIN TÜRBESİ Sükût ettiler. Tefekkür ettiler. Aşkın makam-ı cemalini sürekli ziyaret ettiler. Deniz kuşları hep üzerinden uçtu. Âdem’ce gözyaşı, Yunus’ça zikir, İsmail’ce teslimiyetle padişahlar atının dizginlerini hep o tarafa çekti. Bazen tebdil-i kıyafetle gidip türbesinin önünde diz çöküp Kur’an okudular. Her padişahın oraya eli değdi. Mübarek mekâna ilaveler yaparak bir hediye bıraktılar. Sevgili Nebi’yi evinde misafir eden, saçının bir teline zarar gelmesin diye çırpınan, O’nun canının emniyeti için can vermeye yemin ede...