logo

18 Haziran 2017

Şirince, Alaçatı, Sığacık = Yelki


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

Yelki ile tanışmam geçen yıl Güzelbahçe Belediyemizin resim atölyesinde gönüllü öğreticilik yapmamla başladı. Öyle güzel bir yer ki!.. Kurs binamız eski bir taş ev olan Yelçevko dernek evi idi. Kursiyer arkadaşlarımdan herkesin bir Yelki taş evini resmetmesini istemiştim. Ben de dahil hepimiz bir ev çalışmıştık ve sergimizde büyük beğeni almıştık. Ben kurs merkezimizin biraz yukarısında önü renk renk çiçeklerle güzelleşmiş, duvarında bayrağımız asılı evi çalışmıştım. Sonra geçtiğimiz ay Macaristan Vonyarsvachage’de kişisel sergimde de büyük ilgi görmüştü o resmim. ..

Bu projeyi “Yelki’nin geleceğini planlıyoruz” olarak Güzelbahçe Kent Konseyi getirmiş. Zaten yıllardır düşündükleri bu projeye hep birlikte sahip çıkmışlar Yelkililer de. Yukarı mahallesi Şirince, sokakları Alaçatı, pazarı Sığacık olan bu güzel yerin hak ettiği değere kavuşması için Eda Filiz Yaşoğlu, Keramettin Yüksel,  Zafer Baydur, Erdem Amcaoğlu, Fatih Kızıl, İlper Avcıoğlu, Asiye Bayraktar, Bilal Tok’tan oluşan kurucu  grup günlerce oturup “Ne yapabiliriz?”i düşünmüşler… Sağlam temellere oturması için profesyonellerden görüş almışlar. Yiyeceklerin hijyen olması için bilgilenmişler ve şimdi yemek ve gıda bölümünde tezgah açan herkes hijyen kursuna katılarak belgelerini almışlar.  Elbet Yelki’ye büyük önem veren Güzelbahçe Belediyemizi ve Belediye başkanımız Mustafa İnce’nin de kale gibi desteğini arkalarına alarak… Pazar yönetimi ise Eda Fiiz Yaşoğlu başkan,  Hayriye Çiğdem gıda sorumlusu, Devrim Turunçkapı hediyelik eşya, Hayriye Deryaoğlu tasarım bölümü,  Turgay Çetin ise sebze bölümü sorumlusu olmuş…

Geçtiğimiz ay güzel bir törenle açılış yaptılar… O güne kadar tanışmadığım Eda Filiz Yaşoğlu sahnede bütün bu yolculuğu içinden geldiği gibi naif bir tarzda doğaçlama anlatınca beni yüreğimden vuruverdi. Bu kadar insan çalışmış, çabalamış, emek vermiş…  Zaten hayran olduğum Yelki için “Ne yapabilirim?” i düşünürken, konuşması bitip yanımdan geçen Eda’nın koluna yapışıverdim. “Ben de sokak duvarlarınızı resimleyebilirim” dedim.  “Seviniriz” diye yanıtladı.

Bankacılık günlerimden canım arkadaşım Hayriye Deryaoğlu, eşi Vedat ve Eda sponsor olan boya firması Ustam yapı Market’e gittik…  Malzememizi aldık… Hemen ertesi gün boyamaya başladım. Önce “Çat kapı” Ayten hanımın evinin önündeki elektrik direğini üzüm yemek için tırmanan bir yumurcak resmi ile şirin hale getirdim. Sonra sokağa çiçek saçlı süslü kız resmini yaparak “Yelki hatırası” yazdım. Sonra çocukluk kahramanlarımız Heidi ve Peter’i minik keçileri ile mutlu-mesut resmettim. İlerisine de asırlık bir zeytin ağacını kondurdum. Karşı duvarda kahverengi boyalı kapıya bir kova rengarenk laleler yerleştirdim… devamını da lale tarlası yaptım…  Duvar boyamaya uygun değilmiş, tepemde yakıcı güneş varmış hiç önemli değildi. Çünkü hepimiz sevgiyle canla başla çalışmıştık. Hülya Karcı ablam ve Hayriye’m sürekli fırçalarımı yıkadılar… merdiven tepesinde iken boyalarımı verdiler… Yorgunluk hiç hissetmedim. Sonuç güzeldi… sevgimizi kattığımız her şeyde olduğu gibi…

Şimdi  de Yelki’mizi biraz tanıtayım…

Bu bölgenin en büyük yel değirmenleri burada bulunur  ve bu bölgenin buğdayları burada öğütülürmüş. Denizden gelen yelle her zaman esintisi olduğu için “öyle bir yel var ki görmeniz lazım” dermiş insanlar birbirine ve değirmenleri nedeni ile “Yelli köy” denilmiş adına… zamanla da “Yelki” olmuş.

Yelki Kocadağ’da bulunan “İnkaya” mağarası Türkiye’de mağaralar içinde sekizinci sırada imiş. 222 m. uzunluğunda… 20 m. büyük bir salon ve odalardan oluşuyormuş. Tavan yüksekliği ise 5 m. odacıkların devamında ise 7 m. derinliğinde bir kuyuya iniliyormuş. Mağaradan çıkan çanak çömleklere göre M.Ö. VII. yy.da İyonlar ve daha sonraki tarihi dönemlerde de yerleşmek amacı ile kullanılmış. Günümüzde antropolog ve paleontologlar araştırma yapıyormuş.

Yukarı mahallede ise Tekke dede denilen yerde bir yatır var. Türklerin bu topraklara geldiği yıllarda buraya gelip tekkesini kuran  ilmî ve ulvî özelliklere sahip Süleyman efendi yatırı. Bu ulu kişinin kurtuluş savaşı sırasındaki öyküsü ise içimi acıtıyor. Kurtuluş savaşında tüm yurtta olduğu gibi Yelki’de de  vatan savunmasına giden gençlerin dışında kalan kadınlar Yunan zulmünden korktukları için çocuklarını aldığı gibi  dağdaki kayalıklara saklanmış. Ara sıra köye iner, köy fırınında ekmek yapar, tulumlara yaptıklara peynirlerle idare ederlermiş.  Bir gün gözcü çocuklar atlı birilerini görmüş. Önce Yunanlılar sanıp korkmuşlar, sonra ATATÜRK ve TÜRK askerleri olduğunu anlayınca hemen kayalıklara seslenmişler.Hepsi birden alkışlarla çıkmışlar yerlerinden. Askerler perişan, aç-susuz ama çakı gibi ayaktaymış. Atatürk’e sarılmışlar… kocasını soran… çocuğunu soran. Hemen fırınlar yakılmış, ekmekler yapılmış. Tulumlar yarılıvermiş, sofra kurmuşlar. Atatürk’e “Bir gece kalın, misafirimiz olun demişler.Atatürk atının heybesinden bir kanlı mendil çıkarmış. Mendili açmış. İçinden Yunanlıların tecavüz edip öldürdüğü kadınların meme uçlarından yapıp Atatürk’e gönderdiği bir tespih varmış. Atamız tespihi göstererek “Nasıl kalayım, daha gideceğimiz çok köy var” demiş. Ağlamışlar ve askerlerin arkalarından su dökerek dualarla uğurlamışlar. Aradan 15-20 gün geçtikten sonra 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ilan edilmiş.

İşte Yunan geçip gittiği için “Tekke dede Yelki’yi karartıverdi de Yunan görmeden gitti” demişler.

Daha pek çok öykü var… Köyü gezdirirken Eda’mız anlattı ben gözlerim nemli, tüylerim diken diken dinlemiştim…

Her pazar günü kuruluyor… pek yeni olmalarına karşın akın akın insanlar geliyor… Turlar düzenleniyor. Yöresel yemeklerini satıyor ev hanımları. Hepsi olmuş iş kadını… Kimisi evini açmış yorulan konuklar soluklanıyor, karınlarını doyuruyor… Kimisi buz gibi ev yapımı limonatasını içiyor. Hiç duymadığım yöresel yiyecekleri var… mantı gibi olan çırakma, sıyırma tatlısı, kavurmalı hıtap, börekler, pideler, sarmalar, kabak çiçeği dolması ve daha neler neler…ekmekleri yüzlerce yıllık doğal köy mayası ile yapılıyor. El emeği, göz nuru elişlerinin yanı sıra farklı tasarımlarla da görücüye çıkıyorlar. Yelki’de üretilen organik sebze ve meyveler tezgahlarını süslüyor. Bu kadarla kalmıyor, sanatı da katıyorlar işin içine… Bozulmamaya özen gösterip,  yöresel özelliklerini korumak için çok titizleniyorlar.

Geçmişi anımsatmak için kültürlerine sahip çıkıyorlar. Her hafta farklı bir gösterileri var… ata binmiş gelin de oluyorlar, davul zurna eşliğinde halay da çekiyorlar…

Şirin taş evlerin ve köy hayatının yaşandığı bu yerde yalnız yiyecek ve el ürünleri yok… dedim ya sanatı da katıyorlar işin içine diye. Bu hafta babalar gününe özel bir sergi ile Yelki ve Anadolu evlerimi konu aldığım resim sergimle oradayım ben de… Sevgili arkadaşım yaşam koçu, astrolog Alin Tülay Özbek ise yeni raflarda yerini alan kitabı “Yaşam Matrisi” ni imzalayacak o gün okurlarına…

E daha ne anlatayım… Geçmiş var, yöresel yiyecekler var, organik ürünler var… güler yüzle karşılayan ev sahipleri var… Alin Tülay ile ben de varım…  Bekleriz efendim…

Etiketler: » » » »
Share
655 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

Şirince, Alaçatı, Sığacık = Yelki” için 1 yorum

  1. recep : diyor ki:

    Şirince, Alaçatı, Sığacık = Yelki
    http://www.itvhaber.com/sirince-alacati-sigacik-yelki.html#.WUbo-Undk4M.twitter
    #Alaçatı #HülyaSezgin #Şirince #Sığacık #Yazar #İzmir #Ressam

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “LİBYALILAR KADDAFİYİ RAHMETLE ANIYOR,HASRETLE ARIYOR”

    17 Ağustos 2017 Yazarlar

    “Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir”ATATÜRK “Yerden gökten ölüm yağdırıyor” diyerek Beşşar Esad’ı “Yezid”likle suçlayalar. “Yerden gökten ölüm yağdır” diye Obama’dan talep üstüne talepte bulunması içler acısı bir durum. Lâkin bazıları zannedebilir ki.! Obama ölüm yağdırıp Beşşar’ı mezara sokarsa Suriye belki bundan daha iyi olur. Gelin görün ki bu bir “varsayım” bile değil. **** Çünkü önümüzde Obama ve Haçlıların vurduğ...
  • DEPREME ALIŞMAYALIM, ACILARI UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM

    17 Ağustos 2017 Yazarlar

    17 Ağustos 1999’da Marmara’da yaşananlar ışığında deprem gerçeği ile birlikte yaşamayı öğrenelim. Ancak depreme alışmayalım. Yaşanan deprem acılarını unutmayalım, unutturmayalım. Recep Kenan/itvhaber.com 1999'da yaşanan Marmara Depreminin 18.yıl dönümü. 18 yıl önce yaşanan acılar, anılar bir kez daha hatırlandı. 18 yıl önce bugün, 17 Ağustos 1999’da Saat 03:02’de 17 Ağustos, İzmit, Gölcük Depremi olarak anılan Marmara Depremiyle Türkiye en karanlık, unutamayacağı günlerden birini yaşadı. DÖNÜŞÜM, RİSKLİ BÖLGLER YERİNE ACİL OLMAYAN ALA...
  • “ATATÜRK VE STALİN ARASINDAKİ GERGİNLİK”

    11 Ağustos 2017 Yazarlar

    Stalin'in SSCB'nin başında olduğu dönemde SSCB'nin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat olan Karakan'dı. Sovyet devriminin yıldönümlerinden birinin sabahında (Yanılmıyorsam 1935) Stalin son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyordu. **** Bu demecinde aynen şunları söylüyordu: "Herkes bilsin ki, Rus milleti; Boğazlar ve Ardahan'ı ele geçirme arzusundan asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davamızı halletmiş olacağımızı müjdeliyorum." Aynı gece Sovyet Büyükelçiliği'nde de ihtilalin yıldönümü kutlanıyordu. *****...
  • Anısı olan üç gün…

    09 Ağustos 2017 Yazarlar

    Geçtiğimiz hafta  bir sabah kahvaltımı yapmış oturuyordum. Telefonum çaldı. Arayan can arkadaşım Alin Tülay Özbek (Kazgaş). Daha hâlimi hatırımı bile sormadan "Bu gün ne yapıyorsun?" diye sordu. "Ne yapayım evdeyim" diye yanıtladım. "Çeşme'ye gidiyorum, haydi hazırlan seni de götüreceğim. Bir kaç gün kalırız, yarenlik eder, gezeriz." dedi. Tülay Bornova'da oturuyor. Çeşme Çiftlikköy'de yazlığı. Ben tatil için Mordoğan'dayım. Kulağı ters göstermek gibi bir şey... gelecek beni alacak, geri Çeşme'ye yollanacak. Kıyamadım ona... "Olmaz gel burada k...