logo

10 Mart 2018

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ MÜ DEDİNİZ?


Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
      Evet, her yıl olduğu gibi bir kocaman yıl daha geçti son kutladığımız Kadınlar Günü’nden. Gerçi bu güne neden Dünya Emekçi Kadınlar Günü adı verilmiş bilemiyorum. Kutluyoruz ama bana pek te mantıklı gelmiyor bu isim (Dünya Emekçi Kadınlar Günü). Nedenini soracak oldunuz gibi geliyor bana, gayet tabi ki. Şunun için anlamlı gelmiyor: Acaba bu dünyada emekçi olmayan kadın var mı ki? Bence yoktur. Gerçi bu günün çıkış felsefesi ve yeri hakkında geçen yıllarda ki yazılarımda tarihsel açıklamalarımı yapmıştım. Şimdi o tarihsel süreçleri anlatmadan günümüz bakış açısıyla değerlendirmek istiyorum bu günü.
 *
      Sevgili okurlar, kadın dediğimiz zaman aklımıza o kadar değişik gruplardan değişik simalar geliyor ki aklımıza. Bunlar, öncelikle hayata gelir gelmez ilk tanıdığımız kadın annemiz. Sonra kız kardeşlerimiz, yeğenlerimiz, kuzenlerimiz, arkadaşlarımız, işyerlerimizdeki çalışan kadınlarımız, eşlerimiz, sosyal hayatın içinde olan kadınlarımız, yengemiz, teyzemiz, halamız, ninemiz vb. Bu sıraladığım kadınlardan emekçi olmayan kadın var mı acaba? Elbette ki yoktur. Kız öğrencileri düşündüğümüzde zihinsel ve bedensel emek sarf emiyorlar mı? Çalışan kadınlarımız hayatın her alanında yoklar mı? İster işçi, ister memur vb. iş kollarında. Çalışmayan dediğimiz kesimdeki kadınlarımız evde yan gelip yatıyorlar mı sanıyorsunuz? Elbette ki hayır! Annelerimiz emekçi değiller de nedir sizce? Onca aylar çocuğu karnında taşı, geliştir, doğur, büyütmeye çalış, yedir, içir, doyur sonra evlendir, aile ortamı oluştur, onun çocuğuna bak vs. işler… Hele dışarıda çalışanlar kadınlar, hem işyerlerinde çalış didin, uğraş, sonra gel evde çalış, didin, eşini, çocuğunu memnun ve mutlu etme gayreti içerisinde ol. Ne kadar kolay yaşam tarzı değil mi? İma tabi ki, değil, değil, değil…
 *
     Bu yıl Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ nü farklı bir şekilde yaşama ve değerlendirme olanağı bulduğum için çok mutluyum desem az bile gelir. Evet, bu yıl bu günü daha farklı yaşıyorum. Daha bir huzurlu ve gururluyum. Çünkü bir kadına güzel bir hizmet yapmaktan duyduğum hazzı başka hiçbir şekilde bulamazdım. Bundan birkaç hafta önce bir derneğin sms mesajıyla beynimde kıvılcımlar çakmaya başladı. Kendi köylümüz olan bir kadına yardım yapma çağrısı bir mesajdı bu. Gerçi bu yardımı o dernek ya da o köy halkı yapamaz mıydı? Elbette ki yapabilirdi. Ben de, hem köylüm olduğu için hem de o kişinin yaşamını yakinen bildiğim için ilişkilenmeye başladım. O kadın ki, çocukluğundan beri yalnız kalmış. Aile şefkatinden yoksun bırakılmış. Çocukluğu yetiştirme yurtlarında geçmiş, okulunu bile bu yurtlarda tamamlamış, hatta ve hatta yüksek okulunu bile yetiştirme yurdu sayesinde bitirmiş bir genç kızdan sözden ediyorum. Bu genç kız zorunlu olarak yaşı gereği yurttan ayrılmış, bir süre halasının evinde yaşamaya başlamış. Daha sonra kendi ayakları üzerinde durmaya karar vermiş ve erkek kardeşi ile bir tutmuş ve burada yaşamaya çalışacak olan genç kızımız, genç bir kadın. Bu genç kadın sonunda bir gıda marketinde de iş bulmuş ve yaşamını düzene koymaya çalışmıştır.
 *
     Ben bu genç kıza nasıl yardım edebilirim diye düşünürken, genç kızımız evini kurabilmek için ihtiyacı olanları anlattı bana. Ben de bu isteği sınırlarımız içerisinde olan belediyemiz yetkilileriyle görüşerek ikinci el ürünlerden bir eve gerekli olan hemen her şeyi temin ettik. O esnada o genç kızın gözlerinin içi gülüyordu. Onun vardığı huzur ve mutluluk görülmeye değerdi. İşte bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü klasiği de benim tarihsel sürecimde yerini almış oldu. Bu vesileyle yeryüzünde var olan tüm kadınların gününü kutluyor, saygıyla önlerinde eğiliyorum. Hayatımıza giren kadınlar iyi ki varlar. İyi ki onları tanımışız. İyi ki onlarla hayatlarımızı anlamlandırmışız. Gününüz kutlu, geleceğiniz mutlu olsun kadınlar!    08 Mart 2018
 Yaşar GELER
Uz. Eğitimci-Yazar

Etiketler: » » » »
Share
484 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SOSYAL TRAVMA

    26 Eylül 2018 Yazarlar

    Sosyal sarsıntı derken aklımıza çeşitli sorunlar gelebiliyor. Bu nedenle konuyu biraz daha fazla açmak ve irdelemek gerekiyor. Öncelikle de travma (sarsıntı) kavramını açıklamak gerek diye düşünüyorum. Travma, canlıların üzerinde ruh ve beden sağlığı açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı biçimi, şeklinde bir kelime anlamı vardır. Tabi ki ruh ve beden dediğimiz de çok geniş alanları kapsar. Ruhsal bozukluklar ve bedensel bozuklar diye ikiye ayırarak değerlendirebiliriz. Ben bu yazımda daha çok ruhsal bozuntular üzerin...
  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...