logo

01 Mart 2017

Çalsın sazlar… oynasın kızlar…


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

yazar-ust-hulya-sezgin

Ülkemizin durumu malum… Her geçen gün başka bir acı ve kargaşa ile sarsılıyoruz… Kimileri alıştık demeye gelir sözler söyleseler de… mümkün mü?.. alışılır mı? E o  zaman da ne oluyor? Pek çoğumuzda bir paranoya hali… mutsuzluk… huzursuzluk… gelecekten umutsuzluk… Şimdi ise malumumuz “evet mi?” “hayır mı?” konusu milleti bölmeye, ayrıştırmaya başladı.  Erkan Topuz hocanın demesine gerek yok. Bu kadar stres, eder bizi pres… Her türlü hastalığın, (evlerden ırak) kanserin en büyük nedeni sıkıntı, üzüntü değil mi? Sokaklarda dolaşıyorum… pek çok kimsenin suratı asık… anlamsız, ruhsuz bakıyorlar… biraz daha bakmaya kalkışsan “Ne bakıyon leeen” diye üstüne zıplayacak gibi bir halleri var!..

Hani ben çok gülen biriyim ya… çoğu zaman benim de içimden gelmiyor gülmek artık pek etkili bir neden olmayınca. Eskiden, yani çok eskiden yirmili yaşlarımda… yolda yürürken insanlar bana gülümser  ya da selam verirlerdi. Anlam veremezdim. Bankacıyım ya… “şubeden müşterimiz herhalde” diye düşünürdüm. Sonraları anladım ki bendeki surat ifadesi hep sırıtıra yakın durumdaymış. Dolayısı ile de karşıdan gelen benim ona gülümsediğimi sanır da selam verirmiş!..  Hay Allah!.. Ne yapayım. Elimde değil… yaradan öyle yaratmış… Artık bu da benim defom mu desek… ne desek?..

Neyse… Aslında gülmek pek çok hastalığa bile iyi geliyor, ya da bağışıklık sistemimizi güçlendiriyormuş ya… O yüzden milletçe arada bir de olsa gülmemiz, keyiflenmemiz şart bence… Bu zor günlerde şarj olmak gibi… Ayakta kalmalıyız, sağlam durmalıyız ki zorlukları aşalım…

Televizyonda TRT Müzik kanalını seviyorum.  Sık sık ya TRT türkü radyoyu, ya da TRT Müzik televizyonu dinliyorum.” Heyamola” diye bir program var. Gençlerden oluşan bir müzik grubu trende, metroda, vapurda, meydanlarda, sokakta…  insanın olduğu her yerde… Ellerinde ut, kanun, keman, darbuka kalabalık gördükleri yere hemen konuşlanıveriyorlar. Başlıyorlar güzel bir şarkıyı çalmaya… kendi güzel, sesi güzel solist kızımız da başlıyor söylemeye…

“Hoş geldin yaar… yüreğimee… boş ver  sen… el alem.. ne.. der se.. de sin.. hadi hadi hadi hadi hadiiiiiii”

Önce şaşkın bakışlar… Halkın içinde dolaştıkça yavaş yavaş eşlik etmeye başlayanlar…  Ekipten iki kızımız oynamaya başlıyor izleyenler  ise çekingen, hafif ritimlerle eşlik ediyor…

Bu arada metro gelmiş… gitmiş… boş veeeer aldırmaa…  kimin umurundaa… bir daha gelir… Bu keyif kaçmaz… Herkes mutlu… yüzlerde gülümseme…

Kızlarımız iki yaşlı teyzeye soruyorlar  “Memnun musunuz?” diye.  “Valla yavrum evden çıktık dökük dökük… bak moralimiz düzeldi” dedikten sonra teyze bir de şarkı istiyor. Hep birlikte söylüyorlar:

“Unutulmuuuş birer birer… eski dostlaaar, eski dostlaaar…”

Kafalarını bir sağa, bir sola sallaya salaya eşlik edenlerin sayısında artma var…

Oradan geçtiler Kadıköy vapuruna ve aynı olay yeniden başladı… Aynı mutlu, gülümseyen yüzler… selfi çekenler…  Bir yaşlı amcanın gözlerine fer gelmiş… keyifle izliyor… Sanki  gençleşmiş… soruyorlar “memnun musun?” diye. Gözleri ışıl ışıl yanıtlıyor “Keşke her yolculuğumuz böyle olsa…  keşke her sefere koysalar.”

Aslında hiç de kötü bir fikir değil. Aksine toplumca ihtiyaç duyduğumuz morali bize kazandırabilir. Arpacık kumrusu gibi düşünmekten, dertlerden bir nebze de olsa sıyrılmamızı sağlayabilir. Siyaset ayrıştırır, sanat birleştirir bence. Derdimize deva olmasa da ruhumuza iyi gelir. Konservatuarlarda pek çok gencimiz var. Belediyelerde, Halk Eğitim Merkezleri’nde pek çok emeklimiz korolara, halk oyunlarına gidiyor.  Onca çalışma dönem sonunda bir kez sahneye çıkmak için… Salon ayarlanacak… kişiler davet edilecek… vs… vs…  Halbuki  bu programda olduğu gibi halkın içinde sık sık icraat yapsalar…Emekliler gönüllü olarak sanırım böyle bir hizmeti seve seve kabul ederler. Gençler ise belediyeler tarafından verilecek küçük bir ücret ile hem okul harçlıklarını çıkartırlar, hem de eğlenirler. Belediyeler bunu programlarına alsalar ne hoş olur…  Ben bunları düşünürken ekiple izleyici daha da samimiyeti ilerletmiş koro halinde  benim de pek sevdiğim bir şarkıyı sallana sallana söylüyorlardı…

“Sen de başını alıp gitme ne oluuur… ne  olur tut elleriimiiii… “

Etiketler: » » »
Share
1098 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

Çalsın sazlar… oynasın kızlar…” için 2 Yorum

  1. recep : diyor ki:

    Çalsın sazlar… oynasın kızlar…
    https://www.itvhaber.com/?p=114005
    #HülyaSezgin #Yazar #TRTMüzik #TRT #Ressam #ÇalsınSazlar

  2. Nur Niemela : diyor ki:

    Yine güzel bir yazı… Kaleminiz hiç susmasın Hülya Sezgin hanım.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Adana efsaneleri ve sanat…

    06 Şubat 2019 Yazarlar

    Sabahın altısı, hava karanlık. Sağ olsun eşim Hikmet havaalanına götürüyor beni yine. Hakkını yiyemem şimdi. Her gidiş gelişlerimde uğurlar ve karşılar. E Allah razı olsun... Üçüncü Uluslararası Türk Dünyası Sanat Çalıştayı için Adana Büyükşehir Belediyesi'nin davetlisiyim. Belediye başkanı Hüseyin Sözlü ve zarif eşi Zeynep Sözlü'nün desteklediği, 21 ülkeden yetmiş sanatçının katıldığı çalıştayın küratörlüğünü sevgili arkadaşlarım Prof. Dr. Birsen Çeken ve Doç. Dr. Gültekin Akengin üstlenmiş. Binlerce yıldır çok farklı medeniyetleri bünye...
  • Fethiyeli kız Gülistan…

    04 Ocak 2019 Yazarlar

    "Kız Gülistan ben otobüsteyim de bi pırasa çorbası yapar mısın? Hasan bilemez, sen mandalinanın altından topla, o kalın olanlarından. Kökünü yap, yaprağını koma. Ben yaprağını sevmiyom da. Ben gelince yaprağını tepsi böreği ederiz." "Havuç pirinç koyarım." "Yok Gülistan'ım havuç ko, yok salça malca koma." "Tamam abam, ben internete bakar yaparım." "Yok Gülistan'ım... Biliyo musun aslında çok kolay. Soğan gibi kavur; pirinç, su koy. Üstüne de nane... tamam..." "Tamam abam tamam... ederim. Haydi kapat..." "Gız Gülistan Allah iyi...
  • GURBETTEKİLER

    09 Aralık 2018 Yazarlar

          Gurbet, insanın doğup büyüdüğü, aile ocağının bulunduğu yerden uzak yer, yabancı yer. Sanırım sözlük anlamından başlayarak gurbet ve gurbettekileri anlatmak en doğru yolsa gerek. Şu anda ülkemizde yaşayan insanların sanırım yüzde altmış kadarı bu kavramla iç içe yaşıyor. Hatta bu kavramla değil, bu GURBET gerçeğiyle yaşıyor. Köylerin ya da daha doğru tabirle kırsalın, yerinde yerleşik olan nüfusunun en az beş katı kadarı kentlerde yerleşik durumdadır. İşte buradan yola çıkarsak, gurbet sözcüğü daha da bir anlam kazanmaktadır. Gurbet’in an...
  • SAYGI, MİNNET VE ÖZLEMLE 80 YIL

    10 Kasım 2018 Yazarlar

         Tam elli üç yıl önceydi Mustafa Kemal Atatürk’le gıyabında tanışmamız. Yıl 1965 ben ilkokula başlamıştım. Aslında daha da önceydi, O’nu tanımam. Çünkü kocaman bir taş kaidenin üzerinde ki heykeli duruyordu, işyerimizin tam karşısındaki ilçe meydanında. Tanıyordum ama çocukluğumdan kaynaklı anlayamamıştım kim ve ne olduğunu! Okula başladığımda sınıfa ilk girdiğimde meşhur kara tahta üzerinde duran resmini görünce biraz da şaşırmıştım doğrusu. ‘’Caddedeki bu adamın ne işi var burada’’ der gibi. Sonra her gün okul bahçesinde okuduğumuz öğrenc...