Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

COĞRAFYA KADER Mİ, KEDER Mİ?

Yaşar Geler

Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
COĞRAFYA KADER Mİ, KEDER Mİ?

Coğrafya, yeryüzünü fiziksel, ekonomik, biyolojik, insansal ve siyasal yönlerden inceleyen bilimdir diye tanımlanmaktadır. Yani, bir şekilde de insanların yaşadığı yeri ve yaşam koşullarını ifade eder. O halde insanlar çoğunlukla bir yerde zorunluluktan ikamet etmek durumundadır. Yine zorunluluktan ekonomik, siyasal ve sosyal yönden de umduklarını değil bulduklarını yaşamak zorunluluğunda olurlar.

     Kader, insanların önceden çizilmiş olan yaşam koşullarının varlığını ifade eder. Yani bir insanın kaderi nasıl yazılmış ise, o şekilde yaşamak durumundadır. Kaderi insanlar yaşar ama nasıl yaşayacakları konusunda ön bilgileri yoktur. Sadece yaşadıkları ile bilgilenmiş olurlar.

     Keder ise, hiçbir şekilde önlenemeyen doğal yaşam olaylarının varlığı ile birlikte yaşandığında ortaya çıkan üzüntü ve acı verici olaylar bütünüdür diyebiliriz. Bu durumun sadece insanlar için olduğu değil bence yaşayan tüm canlılar için olan bir olgu olduğunu düşünüyorum. İnsanlar açısından baktığımızda da yaşamı süresince keder duymayan ve bu duyguyu yaşamayan hiçbir insan yoktur.

     Şimdi bu kavramsal bilgileri açıkladıktan sonra coğrafya, kader ve keder sözcüklerinin ilişkisini inceleyelim. Bana göre coğrafya hem kader hem de kederdir. Coğrafyanın kader önceliğini açıklamaya çalışayım. Herhangi bir coğrafyada yaşayan insanların orada olmaları kaderdir. Çünkü, bir canlının dünyaya gelmek istediği anda coğrafya değiştirme gibi bir durumları söz konusu değildir. O kişi, o coğrafyada hayata merhaba dediği için artık kaderinin kurbanı olmuştur. Kaderinideğiştirebilme şansı asla yoktur ve olamaz da. Çünkü hala nerede ve neden olduğu konusunda bir fikri yoktur. Bunu anlayabilme zamanı en fazla üniversite düzeyinde gerçekleşir ki ancak o süreçte sosyal ve ekonomik özgürlüğüne giden yola çıkmış olacaktır. Yani belki de kaderini değiştirebilme evresini gerçekleştirecektir. Tam da bu nedenle diyoruz ki coğrafya kaderdir.

     Şimdi de coğrafyanın keder olması konusunu anlamaya çalışalım. Coğrafya belki her yerde değil ama özellikle gelişmekte, az gelişmiş ve orta gelir düzeyine ermemiş sanayi ve teknolojinin girmemiş olduğu yerlerde de kedere dönüşmektedir. Çünkü, bu coğrafyada yaşayan insanlar sadece var olanla yetinebilme, özellikle kendi ürettiklerini tüketebilme, iş olanakları olmayan, coğrafyanın amansız doğal ve zorlu koşullarıyla mücadele edebilme durumundadırlar. Bir Anadolu atasözünde -kendi göbeğini kendin keseceksin- denildiği gibi çoğunlukla işlerini kendi beceri ve emekleriyle görmeye çalışlar. Örneğin, Anadolu’nun birçok yerinde hala yol, su, kanalizasyon, doğalgaz vb. sorunlarını bildiğimizde bu coğrafyanın keder olduğu gerçeğiyle yüzleşmiş olmuyor muyuz?

     O halde şunu söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum: Coğrafya, kader ve keder sözcükleri sözcük olmaktan çok biri birini tamamlayan üç kavramın kesişme noktasıdır diyebiliriz. Demek ki yazının tamamını incelediğimizde ortaya şu sonuç çıkmaktadır. Coğrafyanın ve o coğrafyada yaşayan insanların varlığı kader ve kaderleri içerisinde yaşadıklarının da kederden başka bir şey olmadığını anlıyoruz. Bu durumunda özellikle Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde bu coğrafyalar dışında ise, Ege’nin, Akdeniz’in ve Karadeniz’in kırsal kesimlerinde oldukça etkili yaşandığınıhatta sanayileşmiş bölgelerde de işsiz, aşsız insanların bu sanayileşmenin nimetlerinden yararlanamayan toplulukları oluşturduklarını bilmekteyiz.

     Sonuç olarak, insanlar istemeyerek bir coğrafyada doğarlar, çoğunlukla da orada kaderlerini kederle yaşarlar.

Yaşar GELER

Etiketler: » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir Otomobilden Fazlası: Devrim’in Önünde Tarihe Yolculuk

    27 Eylül 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz Eskişehir gezisi, her sokağıyla, her dokusuyla belleğimizde güzel izler bıraktı. Ancak bu gezinin öyle bir anı vardı ki, orada zamanın akışı da atılan adımlar da durdu. Eskişehir’in tarihi ve kültürel zenginliklerinin ötesinde, göğsümüzü kabartan ve gözlerimizi dolduran asıl nokta; Türkiye’nin sanayi ve mühendislik tarihine kazınan ilk yerli otomobilimiz Devrim’in tam karşısında durduğumuz an oldu. Devrim, sadece metalden, motordan ya da dökümden ibaret bir araç değil. Devrim; Mustafa Kemal Atatür...
  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...