logo

El ve güneş= “El” “Gün”

yazar-ust-hulya-sezgin

enisSanırım bundan 8 yıl öncesi idi. Sapanca’da yapılan “Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi’sine davet edilmiş ve davetli olduğum başka bir çalıştaydan oraya bir gün gecikmeli olarak gitmiştim. Bütün sanatçılar bir gün önce geldiğinden herkes tanışmış, kaynaşmış resimlerini yapmaya başlamıştı. Sapanca gölü kıyısında Dünyanın pek çok yerinden gelen bitki, çiçek ve doğal ortamlarında dolaşan çeşit çeşit hayvanların bulunduğu cennetten bir köşe gibi yerde yapayalnız hissetmiştim kendimi. Koordinatör Hakan Körpi beyden istediğim resim malzememle yalnız ve buruk resmimi yapmaya koyulmuştum. Derken beş altı kişinin çevremde hayranlıkla resmimi izlediğini ve övgü dolu sözler söylediklerini duydum. Sevinivermiştim. TRT Avaz spiker, program yapımcısı ve kameramanından oluşan ekipti… Sohbete başladık. Onlar beni, ben de onları pek sevdim. Hâlâ görüşürüz. Elgün onlardan biri idi ve o günden sonra benim Azerbaycanlı manevi oğlum oldu. Sonra “O ses Türkiye” yarışmasında muhteşem sesi, sempatik tavırları ile pek çok kişiye kendini sevdirdi. Adını söyleyemeyen Murat Boz’a bir elini havaya kaldırıp heceleyerek “El” sonra da güneşin “gün” ü diye tarif etmişti… Şimdi bu gün Televizyon sunuculuğu, dizi oyunculuğu ve büyük salonlarda verdiği konserlerin yanında psikolojik danışmanlık ta yapıyor. Gerisini o anlatsın bize söyleşimizde…

1-Enis Elgün Guliyev’i tanıyabilir miyiz?

Sanatçı bir ailede doğmamı, çocukluğumdan beri sahneye ve sanata aşina olmamı, altı yaşından beri aldığım eğitimleri, yabancı dilleri, çeşitli üniversitelerdeki ve farklı ülkelerdeki konserlerimi saymazsak; Edindiğim tecrübelerimi, aldığım ödülleri hiçe sayıp, sanatçı kimliğimi, psikolojik danışmanlık kimliğimi ve de eş (koca) kimliğimi yok sayarsak geriye ne kalıyorsa Enis Elgün Guliyev odur. Yani bir mutlak ruh ve bu ruha giydirilmiş izafi beden…

2-Sanat psikolojisi danışmanlığı bu güne kadar rastlamadığımız bir dal. Böyle bir dal var da biz mi duymadık, yoksa siz mi böyle bir danışmanlık birimi oluşturdunuz. Azerbaycan’da var mı, nereden aklınıza geldi psikoloji ile sanatı birleştirmek?

Sanatın psikolojik bir sorun olarak ele alınabileceği düşüncesi daha Antik Çağ’da gündeme gelmiş. Eflatun, Aristoteles gibi düşünürlerden tutun da 17. Yüzyıl felsefecilerinden Descartes’e ve günümüze kadar gelen psikoloji alanında çalışan bir çok bilim adamı (Freud, Vıgodskiy, Lipps v.s) sanat konusunda kendi düşüncelerini bize aktarmışlar. Sanat psikolojisi hakkında yazılmış birkaç kitap da mevcut.

Bu kitaplarda genel olarak sanat ürünlerindeki kahramanları, tipleri, tiplemeleri ve sanatçının ürün verirken psikolojik durumu ile ilgili sorunlar ele almışlar, fakat sırf sanatçılara yönelik bir psikolojik danışmanlık birimi ve Psikolojide Sanatsal psikoloji olarak bir dal mevcut değil. Ben hem psikoloji, hem de konservatuar eğitimi aldım. Her iki alanı birleştirme isteğim konservatuarda öğrencilik yıllarımda ve ünlü isimlerle sahne aldığımda yoğun olarak ortaya çıktı. Eğitim süresince konservatuardaki öğrencilerin psikolojik desteğe ihtiyaç duyulduğunu gözlemledim ve onlara eğitim süresi boyunca psikolojik anlamda destek olmaya başladım. Sanatsal psikolojik danışmanlık olarak adlandırdığım birim ise sanat yolunda olan insanların sağlıklı bir şekilde bu yolculuklarını sürdürmelerini ve bu sağlıklı ruh hali ile ürün vermelerini hedeflemekte. Yani sanatsal psikolojik danışmanlık sanatçılara ve sanat yolunda olanlara yönelik psikolojik hizmet sunmakta. Sanatçılara yönelik psikolojik hizmetin başka ülkelerde olmadığını zannederdim, fakat bir gün çok sevdiğim ağabeyim sanatçı piyanist İslam Manafov beni aradı ve bana Nikolay Dal’i duyup duymadığımı sordu. Ben “hayır”

yanıtını verdim. Bana şiddetle bu psikoterapistin hayatını okumamı önerdi ve Rachmaninoff, Konstantin Stanislavski, Alexander Scriabin, Fyodor Şalyapin gibi ünlü isimlerin Psikolojik sorunları ile ilgilendiğini söyledi. Hemen araştırmaya başladığımda ise ilginç hikayelere rastladım. Bu bilgi için de değerli piyanist İslam Manafov’a çok teşekkür ederim.

3-“O ses Türkiye”de finale kadar geldiniz. Büyük arenalarda konserler veriyorsunuz. Gerek yarışma anında, gerekse de sahnede siz de heyecanlanıyor musunuz ve kendinize bu terapileri uyguluyor musunuz?

Evet haklısınız neredeyse karşılaştığım sanatçıların çoğu heyecanla yakın arkadaştırlar ve ben de heyecanla uzun zaman arkadaşlık yaptım. Hatta o ses yarışmasında heyecan benimle beraber sahne aldı. Genelde heyecan kaygı ile birlikte bana eşlik ederdi. Bilinmezlere yolculuk her zaman beni heyecanlandırmıştır. Fakat şimdi heyecanla aramız pek iyi değil. Görüşmüyoruz desem yeridir. Sahne kaygısı ile mücadele sırlarımı danışanlarım ile de paylaşmakta ve onları bir boşanma avukatı gibi heyecanları ile boşamaktayım. Edindiğim bu bilgi ve tecrübelerime konservatuar öğrencilerine yönelik yazdığım kitabımda yer vermekteyim. İnşallah nasip olursa eylül gibi kitabımı sanat yolcuları ile buluşturmayı planlamaktayım.

4-Evlilik nasıl gidiyor, eşiniz de sanatçı ya da psikolog mu?

Evlilik konusunda ben çok şanslıyım desem yeridir. Eşim çok güzel, çok zeki, yardımsever ve çok anlayışlı bir insan. Evlilik yolculuğunda birlikte çok güzel ilerliyoruz maşallah. Eşim psikolog ve sanatçı değil. Fakat sinema ve dizi sektöründe perde arkasında çalışmakta. Onun işi ortaya çıkmış sanat eserlerine değer biçmek. Bana da her anlamda büyük değer vermekte ve ben onu çok sevmekteyim. Bir daha dünyaya gelecek olsaydım şayet arar onu bulur ve yine onunla evlenirdim.

5- “Müzik dinleyerek zaten terapi oluyoruz” diye yorum yazan birine “. .. ya da olduğumuzu sanıyoruz. dişimiz ağrıyınca ağrıkesici alıyoruz, dişimiz tedavi olmuyor sadece ağrı kesiliyor belli bir zamana kadar .” diye yanıt vermişsiniz. Konuyu biraz daha açar mısınız?..

Müzik her insana kişiliklerine göre farklı şekilde etki etmektedir. Mizaç olarak duygusal olana minör şarkılar dinletmek o insanları daha da derinlerde kaybolmalarına neden olabilecekken, fiziksel insanlara minör eserler daha sakinleştirici etki edebilmekte. Zihinsel insanlara ise major eserler daha iyi gelmekte.Yani; her müzik dinleyen tedavi olmaz ve her danışana aynı müzik iyi gelmeyebilir. Bana göre sanatın bütün dalları travmalı insanlara anestezi görevi ile hizmet ederken, danışman/terapist ise; danışanın duygu, düşünce ve davranışlarına eğilerek tedaviyi tamamlamaktadır. Müzik, insanı terapiye hazırlar, fakat travmayı danışman/terapist tedavi eder.

6. “Psikolojinin Temelinde Sanat, Sanatın Temelinde Psikoloji vardır” ne demek anlatabilir misiniz?

Sanat insanlar tarafından, insanlar için var edilmekte ve sanatın konusu da dolaylı veya dolaysız olarak insandır. Peki psikoloji nedir? İnsanın mümkün evriminin ilkelerini, yasalarını ve gerçeklerini araştırmadır. O zaman hem sanatın hem psikolojinin konusunun insan olduğunu söyleyebiliriz. Bir insanın psikolojisini sanatsal yollarla gözlemleyebilir ve yine sanatsal yollarla anlatabilir, nihayetinde ise; sanatsal yollarla o insanın psikoloji dünyasına

ulaşabilirsiniz. Bu süreç birbirini tamamlayacak şekilde birbirine bağlanmıştır. Bu nedenle sosyal medyadaki “Sanatsal Psikoloji” paylaşımlarının birinde bu başlığı yazıverdim.

7.Sizi etkileyen bir anınızı anlatabilir misiniz?

Bu sorunuz üzerinde inanın çok düşündüm. Bütün geçmişimi zihnimde taradım. İnanın beni etkileyen hiçbir şeyin olmadığını fark ettim. Kişiliğim nedeniyle yaşadığım müddetçe karşılaştığım bütün olaylara (olumlu ve olumsuz) bir tecrübe zihniyetiyle yanaştım. Çoğu zaman çevremdeki arkadaşlarım benim yaşadığım (olumlu ve olumsuz) olaylara aşırı tepki vermediğime anlam veremiyorlar. Kimileri benim gibi olmak isterken, kimileri ise bu davranışımı “gamsızlık” olarak adlandırıyorlar. Oysa bu davranış benim bir erdemim değil, yalnızca kişiliğimin taşıdığı bir özellik. Yapım gereği her tür olaya sakinlikle kuşbakışı bakıyorum. Daha sonraları bu davranışa sahip olmak için hayata “sıfır” noktasından bakabilmek becerisini özümsemek gerektiğini öğrendim. Hayata “sıfır” noktasından bakarsa insan yani “sıfır” olursa onu hiç bir şey etkilemez. Soluna bir rakam gelirse yükselir ve o rakama değer katar; sağına bir rakam gelirse de eksilmez yinedeğerlenir. Yani insan “sıfır” olursa ne olumlu ne de olumsuz olaylar onu etkilemez. Ben halen her günümü büyük heyecanla geçiriyorum acaba bugün neyi tecrübe edineceğim diye…

8.Size nasıl ulaşabilirler?

Günümüz şartları düşünüldüğünde iletişime geçmek artık çok kolay. Ben de sosyal medyayı kullanan biri olarak istenildiği takdirde facebook, instagram ve twitter aracılığıyla çok kolay ulaşılabilirim. Sosyal medyadan benimle iletişime geçen herkese büyük aşkla cevap verdim ve destek oldum.

Enis ismini sevip, kendime yakın hissettim. Çok yakın bir zamanda karar alıp isim değişikliğine gittim. Bundan böyle bana ulaşmak isteyenler ilk etapta Enis Elgün Guliyev sonrasında ise Enis Guliyev ismi ile arama yaparak yine sosyal medyadan bana rahatlıkla ulaşabilirler.

Etiketler: » » » »
Share
1468 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

El ve güneş= “El” “Gün”” için 1 yorum

  1. recep : diyor ki:

    HÜLYA SEZGİN’DEN ELGÜN GULİYEV RÖPORTAJI
    El ve güneş= “El” “Gün”
    https://www.itvhaber.com/?p=116592
    #ElVeGüneş #TRT #HülyaSezgin #Röportaj #EnisElgünGuliyev #OSesTürkiye