logo

03 Ocak 2018

Hem ağladık, hem de güldük…


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

Sanırım iki ay öncesi idi. Çalan telefonumu açtığımda beni “Kentimizde Cumhuriyete Sahip Çıkanlar” ödülüne aday gösterdiklerini ve özgeçmişimi rica ettiklerini söyledi genç ve huzur veren sesi ile bir hanım. Çamlaraltı Koleji’nin halkla ilişkiler uzmanı Pınar Kılıç imiş.

Hemen özgeçmişimi yazdım ve istedikleri beş-altı fotoğrafımı da ekleyerek gönderdim. Beni pırıl pırıl genç öğretmen Semay Oba İnceoğlu aday göstermiş sağ olsun benimle birlikte altmışa yakın diğer adaylar ile birlikte. Üç aşamadan geçen ve yalnız öğrenci oyları ile yapılan seçim sonucunda finale kalmıştım… Bu kez pek çok yurt dışında yaptığım sergiler ve diğer Atatürk ve diğer çalışmalarıma ilişkin fotoğraflarımı istediler. Onları da yolladım…

Derken gelen en son gelen posta şöyle idi:

” Sayın Hülya Sezgin,

Yaptığınız resimler ve açtığınız kişisel sergilerde bayrağımızı dalgalandırarak Atatürk’ün hayalini kurduğu modern Türk Kadını çizgisini devam ettirdiğiniz çalışmalarınız için şahsınıza,

Çocuğun çok önemli, değerli bir birey olduğu ve onların bizim geleceğimiz olma inancı ile çocuklarımız adına Atatürk’ün ilkelerine bağlı kalarak yaptığı çalışmalar için Neşe Can Hürtürk’e,

Tek gerçek yol göstericinin bilim olduğunu vurgulayarak Atatürk’ün fikirleri ışığında görme engellilerin eğitim ve öğretim hayatına kattıkları ve onlara yol gösterdiği için Tülay Yazgan’a

plaketlerinin sunulacağı “Kentimizde Cumhuriyet’e Sahip Çıkanlar” ödülünü size sunmaktan mutluluk duyacağımızı bildirir, plaketinizi vermek üzere sizi, 22 Aralık Cuma saat:13.30’da İzmir Özel Çamlaraltı Koleji Konferans Salonu’nda düzenlenecek olan ödül törenimize davet eder, teşriflerinizi rica ederiz.

İyi çalışmalar..

Pınar Kılıç
ÇAMLARALTI KOLEJİ
Halkla İlişkiler Uzmanı”

Çok heyecanlanmıştım. Çünkü Çamlaraltı Koleji 1954 yılında kurulan ve üstün eğitim kalitesi, öğrencilerine verdiği değeri ve Atatürkçü ve Cumhuriyetçi çizgisinden ödün vermeyen İzmir’in en köklü okullarındandı. Ve geçmişte bu ödülü yurdumuzun çeşitli yerlerinden çok değerli tanınmış kimselere vermişlerdi. Heyecanlanmada haksız mıyım?

Ödül töreni günü geldi… Eşim, oğlum, kızım hepimiz hazırlandık gittik. Daha okulun kapısında karşılıyorlardı konuklarını.

Okul dededen toruna üçüncü kuşağa geçmiş. Yönetim Kurulu Başkanı Engin Dirikal, Kurucu Temsilcisi Melekşen Dirikal, Yönetim Kurulu 2. Başkanı Bentürk Dirikal, Genel Müdür Gülçağ Gençer, emekli öğretmenler ve daha önceki yıllarda ödül alan davetliler ile bu yıl ödül alan biz törenden önce bir tanışma toplantısı yaptık.

Engin beyi ben bankacılık yıllarından tanıyordum. Bankamızın müşterisi idi. Ama o şubede az çalıştığım için ve aradan uzun yıllar geçtiği için beni anımsaması imkansızdı. “Ben sizi tanıyorum zaten” sözümle başladığımız sohbetimizi eski günleri anarak ve anımsayıp gülmeyle sürdürdük. Diğer emekli öğretmenler ve konuklarla oluşan tatlı sohbetimizi tören zamanı geldi uyarısı ile bitirdik. Konferans salonuna yollanırken koridorda geçmiş yıllarda ödül alanların tek tek adları ve fotoğraflarından oluşan sergi vardı. Salona bizleri oyları ile seçen öğrenciler de gelmişti.

Program ilk öğretim öğrencilerinin andımızı müzik eşliğinde söylemesi ile başladı. Sonra çalan müzik ile lise öğrencilerinden zarif bir çift harika dans etti. Engin bey konuşmasında hiç bir zaman fabrika gibi olmadıklarını, öğrencilerini yıllar sonra bile adları ile anımsadıklarını ve onları çok güzel yerlerde gördükçe duydukları mutluluğu dile getirdi. Sonra beyaz perde indi. Slayt gösterime geçildi. Perdede bir söz ” Türkan Saylan’ın eğitimli her kadının bu cumhuriyete borcu var sözü ışığım olmuştur.” Yüreğim “hop” etti. Bu benim sözüm… arkadan yazdı “HÜLYA SEZGİN” ve fotoğraflarım eşliğinde beni anlatmaya başladılar. Yurt dışında bayrağımızı dalgalandırmaktan duyduğum gururu, sosyal projelerde gönüllü görev almaktan duyduğum huzuru, eline hiç fırça almamış annelere Atatürk’ümüzün portresini çalıştırdığımda yaşadığım mutluluğu ve daha pek çok şeyi bir bir anlattılar. Onlar anlattı ben heyecanlandım. Gözlerim doldu, akmasınlar diye genel taktiğim tavanlara baktım. Dişlerimi sıktım. Ağlamamak için başka şeyler düşünmeye çalıştım. Derken beni sahneye davet ederek çiçeğimi ve plaketimi verdi Engin bey ve Menekşen hanım. “Bir şeyler söylemek ister misiniz” sorusuna yanıt bile vermeden hemen kürsüye geçtim. Başladım konuşmaya. Özetle şöyle söyledim:

“Rahmetli kayınvalidem annemin arkadaşı idi. Beni pek beğenmiş, oğluna münasip görmüş ve istediler. Derken nişanlandık, evlendik. Meğer eşim çalışan bir hanım istemiyormuş. Cicim ayları geçince eşim çalışmamı istemediğini, maaşının bize yeteceğini söyleyerek işi bırakmamı istedi. Düşündüm babam yok, annem hiç okula gitmemiş biri. Geride güveneceğim mal yok, mülk yok… bankada henüz bir yıllık memurum ve çalışmayı seviyorum. İstemedim işten ayrılmak. Biraz zorlayınca da “Hayat insanın önüne neler koyar bilinmez. Önce kendime güvenirim sonra sana. Henüz çocuğumuz yok. Senden ayrılırım ama işimi bırakmam. ” dedim.

Ben dik durunca bir daha zorlayamadı. Zaman içinde yaşadığımız kimi sıkıntılarda ya da ev araba almak gibi konularda eşi çalışmayan arkadaşlarına göre daha rahat ettiğimizi gördükçe de bana hak verdi.. Şimdi pek çok konuda destek oluyor ve bir teşekkürü hak ediyor buradan.Teşekkürler Hikmet Sezgin… Ama geçmişte onu dinleseydim bu gün sizin karşınızda olamayacaktım. Yani diyeceğim o ki özellikle kızların okuması ve iş hayatına atılması çok önemli. Çalışmak demek yalnız para kazanmak demek değil. Bir kadının çalışması demek ekonomik özgürlüğünün yanında kendi ayakları üzerinde durmak, sosyal olmak, daima ileriye gitmek, toplum içinde söz sahibi saygın bir birey olmak, bilinçli ve ruh sağlığı yerinde bir anne olarak vatana değerli çocuklar yetiştirmek demektir.

Sevgili genç arkadaşlarım öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor ki Atatürkçü olmak ve cumhuriyete sahip çıkmak “Ben Atatürkçüyüm “Ben cumhuriyetçiyim” demekle olmuyor. Bu ancak Atatürk’ün çizdiği çağdaş yolda ilerleyerek, onun ilke ve inkılaplarına sahip çıkarak olur. Yirmi beş yıl bankacılık yaptıktan sonra emekli oldum. Allah bereket versin maaşım yeter oturayım sıcacık köşemde dizi seyredeyim, komşu günlerine gideyim demedim. Sanatla tanıştım.

Çocukluğumdan beri okumayı çok sevdiğim için onun taşması olarak tanımladığım yazmaya başladım. Bilgi, deneyim ve becerilerimi birilerine anlatmak ve öğretmek istedim. Bunu da hiç çıkar gözetmeden gönüllü ve gönülden yapıyorum. Sosyal projelerde görev alıyorum. Güzelbahçe Belediyemizde gönüllü resim öğreticiliği yapıyorum. Cumhuriyetimize sahip çıkmak, kendi çıkarlarımıza öncelik tanımadan çağdaş ve laik medeniyet yolunda ilerlemekle olur ancak. Çok çalışmakla ve üretmekte olur… Her kişi bireysel olarak bunu ilke edinirse ülke ileriye gider. Size önerim bol bol kitap okuyun, sanatla ilgilenin, çok çalışın. Bir dernek ya da sosyal yardım projelerinde görev alın. Birilerine güzel bir şeyler yapmak, yüreğine dokunmak İnanın büyük bir huzur ve mutluluk verecektir size. .. . Ben ise şimdi size yani bu güzel genç yüreklere dokunabildimse ne mutlu bana… Teşekkür ederim… ”

Konuşmam Hikmet’i ağlatırken salondakileri güldürmüştü…

Tören bittikten sonra yeniden ikramlar için toplantı salonuna geçtik. Engin bey de resimle ilgileniyormuş. Resimlerimi farklı ve güzel bulduğunu, atölyemi ziyaret etmek istediğini söylemesi mutluluk verici idi. Ben de onun sergilerine gelmek istediğimi söyledim.

Bir okul ki yaşı benden bile büyük… bunca yıldır kalitesinden, çizgisinden ödün vermemiş, Cumhuriyetçi Atatürkçü pırıl pırıl gençler yetiştirmiş… ve öğrencilerle kalmamış diğer emek verenleri bularak onurlandırmış, muhteşem bir programla gururlandırmış, ödüllendirmiş. Teşekkür ediyor, kutluyor ve ayakta alkışlıyorum…

Hülya SEZGİN / hulyasezgin@hotmail.com

Etiketler: » » » »
Share
490 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...
  • KIR ÇİÇEKLERİ VE SARIPAPATYA

    10 Ağustos 2018 Yazarlar

    Mevsim ilkbaharın sonları, güneş aydınlık yüzünü göstermiş, çiçekler birbiriyle adeta dans ediyorlar. Tam ortada tek başına duran sarıpapatya dikkat çekiyor. İlgimi çeken sarıpapatyaya yöneliyorum. Sanki hayata küsmüş, bir anlamda hayattan kopmuş bir hali vardı. Ama o kadar narin o kadar zarif o kadar çekingen ve bir o kadar da utangaç bir hali vardı. Duygu yüklü gözlerle sanki bakışır gibiydik. Hatta beni bu lavanta kokusunun muhteşem yoğunluğundan ayırma der gibiydi. Fakat bir o kadar da o muhteşem kır çiçeklerinin arasındaki yalnızlığında...