logo

11 Haziran 2018

HER ŞEYİ GÖRDÜM!


Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com

Evet, gördüm her şeyi gördüm.

İnsan yaşamı koskocaman, upuzun bir zaman dilimi. Tabi ki uzunca yaşayabilenler, ömrü uzun olanlar için. Daha bebekken, çocukken, gençken, orta yaştayken, biraz yaşlanmışken ve artık gücü takati kalmamışken, hatta Allah’ım bana ve bakanlarıma ızdırap çektirme diye ölümü bile kurtuluş sayanları da gördüm. Onlar için yaşam da çok kısa.

Ahlaklı insanları da ahlaksızları da gördüm.

Aptalları da akıllıları da gördüm.

İnsan olanları da; hayvana hakaret olur diye hayvan adı dahi anılamayacak olanları da gördüm.

Vefalı olanları da; vefanın sadece bir semt adı olarak anıldığını hissettiren insanları da gördüm.

Sevgiyi doyasıya tadan insanları da; sevgiye muhtaç olanları da gördüm.

Bir tane olup hayırlı olan evlatları da; yedi-sekiz tane olup ta bir tanesi bile hayırlı olmayan evlatları da gördüm.

Durumu kurtarana kadar Keçiye Abdurrahman Çelebi diyenleri de; durumu kurtardıktan sonra kral benim, benden başka kral tanımam diyenleri de gördüm.

Ahlaklı, namuslu, vatan ve millet için siyaset yapan siyasetçileri de; sadece kendini, çevresini ve amaca ulaşmak için her yol mubahtır diyebilen siyasetçileri de gördüm.

Varlığı sürdükçe, ekonomik gücü oldukça baş tacı edilen ebeveynleri de; elden ayaktan düştükten, malını mülkünü kaybettikten sonra el aleme muhtaç kalan ebeveynleri de gördüm.

Okulda çocuğu oldukça öğretmenine kus kurban olan, ondan başka öğretmen tanımayan velileri de; çocuk okuldan ayrıldıktan sonra yolda görse bile selam vermekten imtina edebilen şahsiyetleri de gördüm.

Başarıları hazmedemeyen, neden onun çocuğu daha ileride diye düşünebilen insanları da; ancak, benimki de yetenekli olsaydı O’nu da öğretmen değerlendirirdi diyemeyen ya da düşünemeyen velileri de gördüm.

Aslen düşüneceği okul olduğu halde okuldan çok kendini, cebini ya da makamını kurtarmaya çalışan, çalışanları arasında bariz ayrımcılık yapan müdürleri de gördüm; gerçekten vatansever olan, kendinden çok toplumu düşünen, öğretmenler ya da diğer çalışanlar arasında ayrım yapmayan müdürleri de gördüm.

Ailesine, arkadaşına, çevresine, vatanına, milletine, diline, dinine, bayrağına saygıyla, minnetle bağlı olanları da; tüm bu değerlere ihanet edenleri de gördüm.

Yaşamını, toplumun ve bireylerin sağlıklı yetişmesine adayan insanları da; toplumun kanını bir vampir gibi emen, ülkesinin altını bir köstebek gibi oyabilen alçakları da gördüm.

Tüm yaşamına ailesine adamış anneleri de gördüm; kendini ortaya atmış ne yaptığı belli olmayan, anne adına uygun olmayan ancak zorunluluktan anne denebilen anneleri de gördüm.

İyi bir aile reisi olabilen babaları da gördüm; ailesinden başka her şeyi düşünebilen ve yapabilen babaları da gördüm.

Daha neler gördüm neler… Oysaki şu kısacık ama yaşandıkça uzayan ömür de, iyilik yapmaktan, pozitif düşünmekten, insanları mutlu etmekten, yoksulları doyurmaktan, öksüzleri sahiplenmekten, toplumun her kesimine saygılı davranmaktan, insanları öteki-beriki diye ayırmamaktan, her zaman doğrulardan yana olmaktan kime ne zarar gelir ki!

Öyleyse gelin tüm mutlulukların var olduğu, huzurlu bir dünyaya merhaba diyelim. Merhaba kocaman sevgi ve huzur dolu dünya, merhaba ey insanlık, merhaba barış, dostluk ve sevgi merhaba. 10 Haziran 2018
Yaşar GELER Uz. Eğitimci-Yazar

Etiketler: » » » »
Share
586 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SOSYAL TRAVMA

    26 Eylül 2018 Yazarlar

    Sosyal sarsıntı derken aklımıza çeşitli sorunlar gelebiliyor. Bu nedenle konuyu biraz daha fazla açmak ve irdelemek gerekiyor. Öncelikle de travma (sarsıntı) kavramını açıklamak gerek diye düşünüyorum. Travma, canlıların üzerinde ruh ve beden sağlığı açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı biçimi, şeklinde bir kelime anlamı vardır. Tabi ki ruh ve beden dediğimiz de çok geniş alanları kapsar. Ruhsal bozukluklar ve bedensel bozuklar diye ikiye ayırarak değerlendirebiliriz. Ben bu yazımda daha çok ruhsal bozuntular üzerin...
  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...