logo

30 Temmuz 2018

HERKES ŞİDDETE HAYIR DEMELİ!


Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
Son zamanların en çok konuşulan konusudur ŞİDDET. Dolayısıyla bu yazımın konusu da tabi ki şiddet olacaktır.

Neredeyse hayatımızın bir parçası haline geldi şiddet. Evde şiddet, okulda şiddet, hastanede şiddet, işyerlerinde şiddet, sokakta şiddet vb. Bunun neden olduğu durumu ise, toplumsal psikolojik sarsıntıya bağlayabiliriz. Yani toplumsal olarak ruhsal dengemizde bir bozulmanın var olduğu acı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çünkü şiddet neredeyse hayatımızın her alanında ve her anında var olmuş. Şiddet derken sadece fiziksel şiddet olarak algılanmamalı. Fiziksel şiddetin yanında psikolojik şiddeti de uzak tutmamak gerekir. Sanırım günümüzde psikolojik şiddet fiziksel şiddeti de geçmiş durumdadır.

Şiddeti içeren unsurları yok etmeden yani bataklığı kurutmadan sinekleri yok etmeye çalışmak sorunu çözmez. Yani kaçınılmaz gerçek şu ki, şiddeti doğuran nedenlerin üzerine gidilmeli, toplum bu anlamda iyi ve sıkı bir eğitimden geçirilmelidir. Şayet insanları iyi eğitirseniz, sorunlarının çözümünde şiddete değil de gerekli yasal yollara başvurarak sorununu çözmeye çalışacaktır. Doğal olarak ta şiddet toplumumuzun bir belası olarak hayatımızdan çıkmış olacaktır. Bundan birkaç hafta önce yurdumuzun bir beldesinde tatile gitmiştik. O belde de maalesef bataklık alanlar çok fazlaydı. Hele de özellikle turizme en uygun doğası olan bir belde de denizle kara arasında yaklaşık 300-500 metrelik genişlik ve 2-3 kilometrelik uzunluktaki bir alanın iyileştirilmesi gerekiyor. O kıyıda yaklaşık 5 site mevcut ve tahmini 300-400 ailenin yazlık evi var. Biz de bir haftalığına tatil için yakınlarımızın yanına oraya gittik. Deniz, kum, kıyı, orman ve mükemmel evler ve güler yüzlü insanlar topluluğu mevcut. Ama gel gör ki bir kadar da sivrisinek mevcut. Uzatmayalım insanlar orada rahat edebilmek için her akşam tüm vücutlarına ilaçlar sürerek sineklerden korunmaya çalışıyorlar. Ben ise, saf yakalandım ve ilaç sürmeden günümü geçirmeye çalıştım. Doğal olarak şişmeyen bir yerim kalmadığı gibi İstanbul’a döner dönmez de hemen doktor, eczane vs. ilaçla kendime gelmeye çalıştım. Daha oradayken, yani tatildeyken oradaki insanlara sineği öldürmeye çalışmanın bir yararı olmayacağını, ilaç sürmenin geçici bir çözüm olduğunu asıl olarak sitenin hemen önündeki alanın resmi yerlerden kaymakamlık, belediye gibi devlet kuruluşlarından destek istenerek bataklığın kurutulması gerektiğini ve ondan sonra orada rahat tatil yapılabileceğini anlattım Umarım uyarımı dikkate alırlar. Bu benzer örnekten sonra asıl soruna gelelim.

Şiddet konusunda ben sizlere özellikle iki kamu kurumundan söz etmek istiyorum. Bu kurumlar ülkemizin kamu alanında çalışan ve yapısal durum açısından neredeyse ülkemizin yarısını kapsayacak nitelikte kurumlardır. Bu kurumlar ki, hemen hemen ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan kurumlardır diyebiliriz. Bu kurumlar olmadan yaşamda olmaz sağlıklı düşünmede olmaz. Bu kurumlardan birincisi Milli Eğitim Kurumu, ikincisi ise, Sağlık kurumudur. Milli Eğitimde yüzbinler milletimizin ve ülkemizin geleceğine yön verecek beyinler yetiştirmek için çaba sarf ediyor. Diğer sağlık kurumlarında ise, yine yüzbinler milletimizin ve ülkemizin sağlıklı bireyleri ve sağlıklı yöneticileri olması için çaba sarf ediyorlar. Elbette ki bu iki kurumdan başka çok nitelikli kurumlar da yok değil. Ancak bu iki kurumun karşılaştığı sorunlar açından bakarsak önemleri ve zorlukları ortaya çıkıyor.

Şimdi gelelim bu iki kurumun şiddetten en çok etkilenen iki kurum olmasına. Neden bu iki kurum daha çok şiddette uğrar önce ona bakalım. Bu iki kurumda halkla en fazla iç içe olan kurumlardır. Çünkü bu iki kurumun da malzemesi insandır. Bu kurumların insan olmadan var olması mümkün değildir. Her anında insan olan bu kurumların diyaloglarında da muhtemeldir ki insan vardır. Hele hele bir yanda minicik çocuklardan başlayan insan kitlesi, değer yanda sağlığını yitirmiş ya da az da olsa sağlığı bozulmuş insan kitlesidir. Ancak acı bir gerçek var ki, burada muhatap olan ya da olunan ne minicik çocuklar ne de sağlıksız insanlar değildir. Asıl sorun olan ve muhatap olunan bu insanların ebeveynleridir.

Bu insanların yakınları toplumda var olan sorunların temelini teşkil etmektedirler. Gün geçmiyor ki bir öğretmene şiddet uygulanmasın. Gün geçmiyor ki bir sağlık çalışanına şiddet uygulanmasın. Oysa o sağlık çalışanı insanlar ne yapıyorlar, bir kısmı sağlığı bozulmuş olan diğer insanların sağlıklarını düzeltmeye çalışıyorlar. Diğer gruptaki yani Milli eğitimdeki insanlarda yine diğer insanların çocuklarını yurduna, vatanına, milletine iyi bir insan olarak yetiştirmeye çalışıyorlar. Bana göre bu iki meslek gurubu da çok kutsal görev gurubudurlar. Zaten yakın zamana kadar da saygınlığı ve kutsallığı olan mesleklerdi. Bir öğretmenin yanına giden insanlar saygıyla yaklaşırlardı bu meslek insanlarına. Yine hastanelere giden insanlar da aynı nezaket ve saygınlıkla davranırlardı sağlık çalışanlarına. Gel gör ki şimdilerde ne nezaket kaldı, ne de saygınlık. Bu iki meslek gurubunun insanları her dakika bir taciz ve saldırıyla karşı karşıyadırlar.

Şimdi duyar gibi oluyorum ki, yani bu meslek gurubun insanları her şeyi doğru mu yapıyorlar? Ya da hiç yanlış bir şey yapmıyorlar mı? Elbette ki yanlışları da, eksikleri de ve hataları da vardır. Her insan gibi onların da bir takım kusurları vardır ve olacaktır. İnsan olduğumuza göre olmaması yanlış olur. Doktor ya da başka herhangi bir sağlık çalışanı yanlış yapmıştır ya da kusuru olmuştur. Doktor görevini yaparken, bir şeyler yanlış olmuş olabilir. Hasta yakını ne yapıyor? Hemen saldırı, doktor darp ediliyor ya da başka bir olumsuz sonuç. Ya be kardeşim memlekette hukuk sistemi diye bir kurum var. Bu sorunları anlamak, çözmek ya da gerekli cezai işlemi yapmak üzere kurulmuş. Sen ne yapıyorsun, bu sorununu hukuka taşımak, adalete vermek yerine saldırıyorsun. Peki diyelim ki o doktor suçlu. Senin ona karşı davranışın masum mu? Sen de ona saldırarak oldun onun kadar suçlu. Şiddet şiddeti doğurur. Suç suçu doğurur misali sen ona, o senin yakınına, senin yakının onun yakına bu sürer gider… O halde hayatımızı sağlık kılmak üzere canımızı ellerine teslim ettiğimiz sağlık çalışanlarına saygılı davranalım. İnanın ki, saldırıya uğrayan o çalışanlardan çok azı bilerek ya da bilmeyerek kusur işlemiştir. Kurunun yanında yaş ta yansıyor misali olmasın. Dediğim gibi; gerçekten kusurlu ya da suçlu olanları varsa onları adalete teslim edelim. Nasılsa adalet bir gün er veya geç tecelli edecektir. Yakın zamanımızda bunun çok örneğini yaşadık.

Şimdi de gelelim Milli eğitime. Yukarıda da bahsettim gibi, Milli eğitim çalışanları, özellikle de öğretmenler en çok şiddete maruz kalan meslek insanlarıdır. Çocukla arasında ki en ufak bir sorun bile, çocuğun yakınları tarafından öğretmene karşı ya psikolojik ya da fiziksel bir şekilde geri dönüş yapmaktadır. Bunu yaşayan öğretmen de artık bana ne? Ne haliniz varsa görün. Benden uzak olsun da ne olursa olsun. Ban değmeyen yılan bin yaşasın vb. durumlara geçiş yapmak zorunda kalıyorlar. Hiçbir öğretmen okutmaya ya da yetiştirmeye çalıştığı her hangi bir öğrencisine şiddet uygulayabilecek düşüncede olamaz. Yok mudur? Muhakkak ki vardır. Vardır ama onunda kanunda bir karşılığı vardır. Verirsiniz adalete er ya da geç karşılığını alır. Hiçbir suça karşı, karşı bir suç işlenmemeli. Hiçbir suç eylemi başka bir suç eylemiyle karşılık görmemeli. Zamanımızda sanırım suç kavramları da değişti ki, başını okşadığın bir çocuğa dayak attın algısı bile görülmektedir.

Aslında ne hasta ile doktor ne de öğretmen ile öğrenci arasında bir problem yoktur. Asıl problem yakınlar arasında vardır. Yakınların bilerek ya da bilmeyerek ani ve duygusal sıkıntıdan kaynaklı sağlıklı düşünememeleri sonucunda saldırgan ve şiddet içeren bir eylem biçimleri vardır. Oysaki bu insanlar her anlamda sizin yakınlarınıza ve çocuklarınıza hizmet etmek için oradalar. Onlara güvenmek ve desteklemek durumunda olmalısınız. Siz onlara güveninizi gösterdikçe ve destekledikçe onlar sizin yakınlarınıza daha bir iyi hizmet etme aşkı içinde olacaklardır. Yazımı sonlandırırken Şiddetin her türlüsüne kimden ve nerden gelirse gelsin, toplumsal ya da bireysel tepkimizi göstererek karşı durmalıyız. Şiddete uğrayanların yanında olmalıyız. Şiddet uygulayanları da adalete teslim etmeliyiz. Şiddetsiz bir topluma dönüşmemiz dileğiyle!

Etiketler: » » » »
Share
428 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Adana efsaneleri ve sanat…

    06 Şubat 2019 Yazarlar

    Sabahın altısı, hava karanlık. Sağ olsun eşim Hikmet havaalanına götürüyor beni yine. Hakkını yiyemem şimdi. Her gidiş gelişlerimde uğurlar ve karşılar. E Allah razı olsun... Üçüncü Uluslararası Türk Dünyası Sanat Çalıştayı için Adana Büyükşehir Belediyesi'nin davetlisiyim. Belediye başkanı Hüseyin Sözlü ve zarif eşi Zeynep Sözlü'nün desteklediği, 21 ülkeden yetmiş sanatçının katıldığı çalıştayın küratörlüğünü sevgili arkadaşlarım Prof. Dr. Birsen Çeken ve Doç. Dr. Gültekin Akengin üstlenmiş. Binlerce yıldır çok farklı medeniyetleri bünye...
  • Fethiyeli kız Gülistan…

    04 Ocak 2019 Yazarlar

    "Kız Gülistan ben otobüsteyim de bi pırasa çorbası yapar mısın? Hasan bilemez, sen mandalinanın altından topla, o kalın olanlarından. Kökünü yap, yaprağını koma. Ben yaprağını sevmiyom da. Ben gelince yaprağını tepsi böreği ederiz." "Havuç pirinç koyarım." "Yok Gülistan'ım havuç ko, yok salça malca koma." "Tamam abam, ben internete bakar yaparım." "Yok Gülistan'ım... Biliyo musun aslında çok kolay. Soğan gibi kavur; pirinç, su koy. Üstüne de nane... tamam..." "Tamam abam tamam... ederim. Haydi kapat..." "Gız Gülistan Allah iyi...
  • GURBETTEKİLER

    09 Aralık 2018 Yazarlar

          Gurbet, insanın doğup büyüdüğü, aile ocağının bulunduğu yerden uzak yer, yabancı yer. Sanırım sözlük anlamından başlayarak gurbet ve gurbettekileri anlatmak en doğru yolsa gerek. Şu anda ülkemizde yaşayan insanların sanırım yüzde altmış kadarı bu kavramla iç içe yaşıyor. Hatta bu kavramla değil, bu GURBET gerçeğiyle yaşıyor. Köylerin ya da daha doğru tabirle kırsalın, yerinde yerleşik olan nüfusunun en az beş katı kadarı kentlerde yerleşik durumdadır. İşte buradan yola çıkarsak, gurbet sözcüğü daha da bir anlam kazanmaktadır. Gurbet’in an...
  • SAYGI, MİNNET VE ÖZLEMLE 80 YIL

    10 Kasım 2018 Yazarlar

         Tam elli üç yıl önceydi Mustafa Kemal Atatürk’le gıyabında tanışmamız. Yıl 1965 ben ilkokula başlamıştım. Aslında daha da önceydi, O’nu tanımam. Çünkü kocaman bir taş kaidenin üzerinde ki heykeli duruyordu, işyerimizin tam karşısındaki ilçe meydanında. Tanıyordum ama çocukluğumdan kaynaklı anlayamamıştım kim ve ne olduğunu! Okula başladığımda sınıfa ilk girdiğimde meşhur kara tahta üzerinde duran resmini görünce biraz da şaşırmıştım doğrusu. ‘’Caddedeki bu adamın ne işi var burada’’ der gibi. Sonra her gün okul bahçesinde okuduğumuz öğrenc...