logo

10 Eylül 2018

İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR


Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com

İzmir’in dağlarında çiçekler açar,
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar,
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa,
Adın yazılacak mücevher taşa.

İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir. Ey Türk özgürlüğünün evladı! İşte, bu durum ve şartlar içinde dahi, görevin; Türkün bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki soylu kanda, mevcuttur! ‘’İşte buradan da anlıyoruz ki asil Türk millet hiçbir zaman özgürlüğünden ödün vermemiştir. Hep mücadele etmiştir ve mücadele etmeye de devam edecektir.

Koskoca 600 yıllık imparatorluktan söz ediyorum. 1299’da kuruluş büyüme gelişme dönemleri, sonar yükselme, lale devri ve darken son zamanlarda niteliği zayıf yöneticilerin beceriksizliklerinden dolayı duraklama, gerileme ve çöküş dönemleri. Altı yüz yıllık dönemde neredeyse tüm dünyaya hükmetmiş koskoca bir imparatorluk ne yazık ki, 1800’lü yıllarla birlikte çeşitli noktalardan girmeye başlayan yabancı devletlerin işgallerine maruz kalmıştır. Hatta koskoca imparatorluk sadece ve sadece İstanbul’a sıkıştırılmış ve mahkûm durumuna getirilmiştir. İşte o süreçlerde konumu itibariyle ilk işgal edilen şehirlerimizden birisidir İzmir. Çünkü Anadolu’ya deniz yoluyla ilk giriş kapısı konumundadır. Ve öyle de olmuştur. Tüm ihtilaf devletleri adına 14 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri İzmir Limanı’na gelmiş ve 15 Mayıs 1919’da ilk kez İzmir’i işgal etmişlerdir. Bu işgalle birlikte Yunan kuvvetleri ordumuzun birçok subay ve askerini şehit etmiş, halka da zulüm etmeye başlamışlardı. Bu durumu gören Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’dan çektiği telgraflarla İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini ordu ve milletçe kabul edilmeyeceğini bildirmişti. İstanbul’da işgali kınayan mitingler yapılmıştı,

İşte tam da o yurdun dört bir yanında direnişler başlamış ve halk düşman işgallerine karşı örgütlenmeler yapmıştır. Topluca bir milli mücadele başlamış, kadın, çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden herkes üzerine düşen görevi yetirmek için büyük çabalar sarf etmiştir. Geçenlerde yazdığım yazıda da söz ettiğim gibi bu milli mücadele hemen yurdun her köşesinde yapılmış ve işgalci emperyalist ülkelere ait kuvvetler tüm halkın desteğiyle zor şartlarda örgütlenen Türk ordusu tarafından yurt topraklarından çıkarılmaya başlamıştır. Son hamlelerini 30 Ağustos’ta yapan Türk ordusu, 9 Eylül 1922’de son kalan nokta olan İzmir’e girmeyi başarmış ve Yunan ordusunu Ege Denizi’nin derin sularına gömerek şanlı kurtuluş mücadelesini sonlandırmıştı.
İşte uzun yıllar işgal altında kalan, işlenemediği için toprakları çoraklaşan, askerde olduğundan ve düşmanlarca katledildikleri için eşlerine, çoluk çocuğuna dahi sahip çıkamayan kahraman milletimizin yokluğundan karalar bağlayan İzmir. Çiçekleri solan, insanları yok olan, limanları işgalcilere çalışan, tüm devlet binaları emperyalist ülkelerin emrinde olan İzmir için çiçek açma zamanı gelmişti bile.

İşte o gün, 9 Eylül 1922’de Türk Ordusu’nun İzmir’e girmesi ve düşmanın denize dökülmesiyle birlikte ufukta güneş görünmüş. Karanlık dünyaları aydınlanmış. Sonbaharın sarılığına rağmen her tarafta çiçekler açmış ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı mücevher taşlara yazılmış. Hatta portreleri dağlara kazılmış. İnsanların yüzleri gülmüş, hiçbir zaman teslimiyet göstermemiş olmalarına rağmen bir başka özgürlük gelmiş bir kenttir İzmir.

Ve şair ne diyor marşın sonunda:
Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah’ından utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa.

İşte İzmir Marşı’nın sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Türk çocukları çarpışarak, ölerek canlarını feda ederek esaretten kurtarmışlardır İzmir’i.
Yaşar GELER

Etiketler: » » » »
Share
1036 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...
  • KIR ÇİÇEKLERİ VE SARIPAPATYA

    10 Ağustos 2018 Yazarlar

    Mevsim ilkbaharın sonları, güneş aydınlık yüzünü göstermiş, çiçekler birbiriyle adeta dans ediyorlar. Tam ortada tek başına duran sarıpapatya dikkat çekiyor. İlgimi çeken sarıpapatyaya yöneliyorum. Sanki hayata küsmüş, bir anlamda hayattan kopmuş bir hali vardı. Ama o kadar narin o kadar zarif o kadar çekingen ve bir o kadar da utangaç bir hali vardı. Duygu yüklü gözlerle sanki bakışır gibiydik. Hatta beni bu lavanta kokusunun muhteşem yoğunluğundan ayırma der gibiydi. Fakat bir o kadar da o muhteşem kır çiçeklerinin arasındaki yalnızlığında...