logo

19 Nisan 2018

İzmirliler Çankırılılara türkü söyledi…


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

Baştan söyleyeyim Çankırı Ankara’nın kazası değil. Cumhuriyet tarihinin en eski illerinden biri. Bir kere bunda anlaşalım. Çünkü biz Çankırılıların çok gücüne gidiyor “Çankırılıyım” dediğimizde “Haaa… Ankara Çankırı mı?..”denince “Allah’ım sabır ver!..” diyor, üzülüyoruz…

Bizim bir derneğimiz var İZÇANDER-İzmir Çankırılılar Derneği. Genç, yakışıklı, dinamik ve güzel bir şeyler yapmak için çırpınan da bir başkanımız var:Bekir Yurt. Bayraklı Halk Eğitim Merkezi Türk Halk Müziği koro şefi Ayhan Eskikalcı hemşehrimizin de kalabalık ve başarılı bir koro ekibi var. Ayhan’ın bir hayali korosuna Çankırı’mızda bir konser verdirmekmiş. Bu dileğini Bekir ile birlikte Çankırı Belediye Başkanımız İrfan Dinç beye ilettiklerinde “Memnuniyetle, sizi ve ekibinizi ağırlarız” yanıtını almışlar.

Bütün hazırlıklar tamamlanmış, içinde benim ve sevgili eşim Hikmet’in de bulunduğu 110 kişilik bir grup, iki otobüs düştük yola…

Küçük aksiliklerle başladı yolculuğumuz. Önce bizim lastik patladı. O halloldu, bu kez diğer otobüsün lastiği patladı. Onu da yaptılar. Yine diğer otobüsün pek aklım ermez ama körük hava hortumu mu ne delinmiş. Sakız çiğnemenin pek çok yararını bilirdim de sakızın otobüs tamirinde kullanılacağı hiç aklıma gelmezdi. Delinen yere sakız yapıştırdılar ve yola devam ettik. Yol boyunca hepimiz lazım olur diye sakız çiğnedik.

 

Ankara’ya girmemizle şoförümüz Ankara’nın bağlarını son ses çalmaya başlamaz mı? Bütün hanımlar el çırpıp oynadık. Çankırı girişine gelince de TRT-THM sanatçısı değerli hemşehrim Neşe’mizin (Dilekçioğlu) sesinden Eldivan’ın kirazı çalınca duygular tavan yaptı bende. Artık tutamadım kendimi, ağlamaya başladım. Rahmetli annem Eldivanlı. Çocukluğumun yazlarında Eldivan’da kiraz ağaçlarının tepesinde daldan dala atlayıp kiraz yemem, Mümin ağabeyimin sürdüğü düven üzerinde türküler söylemem geldi aklıma. Coştum, taştım…

Çok güzel karşıladılar bizi. Koç otel’de konakladık. Beğendim oteli. Ben görmeyeli Çankırı gelişmiş, güzelleşmiş. Tertemiz, pırıl pırıl bir yer…

İlk akşam kökeni ahiliğe dayanan, Anadolu’nun Türkleşmesine büyük katkısı olan Çankırı Ahi Yaran derneği Ahmet Absarılıoğlu’nun davetlisi olarak ekibin konuğu olduk. Türk Kültürünün sembolleri olan misafirperverlik, cömertlik, cesaret, kahramanlık, yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve saygı, düzeni bozacak davranışlardan uzak durma, merhamet ve alçakgönüllülük Yâran’ın beslendiği ana kaynaklarmış. Yaran ise eline, diline, beline sahip olan demekmiş.

Başağa hânı, küçük başağa ise beylerbeyini temsil ediyor ve ekip yaran reisi, usta, kalfa, çırak tam 24 kişiden oluşuyor. Duvarlarda asılı bayraklar ise geçmiş Türk boylarını temsil ediyormuş. Ayrıca Yöresel motiflerle döşenmiş özel mekanlarda yapılıyor yaran gecelerini. Çocukluğumda rahmetli babamdan duyardım, dışarıdan kimseler alınmazmış. Ama şimdi özel konuklara tanıtım amaçlı kadın-erkek herkesi konuk olarak alıyorlar ve eğlencelere de dahil ediyorlar. Bence yaran kültürünü tanıtma açısından çok önemli ve öğretici. Urfa’nın sıra gecesi de yalnız erkeklere özeldir özünde. Ama gezi turu ile Urfa’ya gittiğimizde kadın erkek katılıyoruz. Yıllardır bunu uyguluyorlar ve turizme epey katkısı var. Bence yaranlarımızın bu uygulaması çok güzel. Gösteri dışında özüne sadık kalarak yine sürdürsünler geleneklerini.

Programda ilk önce kapıdan girişte tek tek selamlaşma oldu. “Selamün aleyküm başağa” “Aleyküm selam yaren ağa” “Aleyküm selam misafir ağa” faslı bitince oyunlara geçildi. Ortaya sıralandılar “Mumdibi””Mum ortası” “Uçtu uçtu kuş uçtu” uçtu diyerek parmak kaldıran bildi. Uçmaz diyerek parmak kaldırmayan turap denen peşkir ile avcuna vurulup cezalandırıldı.. “Şaaak” diye vurma sesi gelince bizim arkadaşlar “Hiiii… vuruyor!” dediler. “Korkmayın bu acıtmaz, ses çıkarır ve semboliktir. Bu meclisin kuralları vardır. Asla sırt dönülmez, yasaktır. Kurallara uymayan cezalandırılır. Oğuzlardan günümüze kadar yaşatılmıştır. Bir okul, üniversitedir burası. Asla yaran yediği dayaktan gocunmaz. Bu gecelere hanımlar katılmaz. Hanımları ayırt ettiğimizden değil, geçmişten gelen bir uygulama olduğundandır. Yoksa yaranı yaran yapan arkasındaki hanımdır.” diye açıkladı bize dernek başkanı Ahmet bey.

 

Türküler söylendi, oyunlar oynandı. Sonra yüz on kişiye yemek verdiler. Yer sofraları kuruldu, genç yaranlar hizmet ettiler. Düğün çorbası, güveç, pilav, baklava, üzüm hoşafı yedik. En son etli çiçek bamya çorbası geldi. En son gelmesinin nedeni de mideyi rahatlatsın diyeymiş… yani bir çeşit soda niyetine… Çok eğlendik. Emeği geçenlerin hepsi sağ olsunlar, harika ağırlandık. İzmirliler hayran kaldılar. Ben de memleketimle gurur duydum…

 

Ertesi sabah kaleye çıktık. Çankırı fatihi Kara Tekin Gazi’nin türbesini ziyaret ettik. Kara Tekin Gazi 1074 yılında Çankırı ve Kastamonu’yu Türk topraklarına katmış ve ölünceye kadar Çankırı’da yaşamış, türbesi kalede bulunmakta. Yapılan araştırmalara göre geçmişte İrlandalılar da yaşamış burada. Artık bir İrlandalı görürsem kanım kaynayacak. Hemşoyuz ya… sarılacağım… Çıktığımız Seyir cam terasta aşağıya bakan bizim kızlar korkup çığlık çığlığa bağırdılar. Ama manzara doyumsuzdu…

Uçak çocuk kütüphanesini gezdik. Ayrıca bir de gemi kütüphanesi yapılıyormuş. Büyük bir park yeşil ve düzenli. İnsanların dinleneceği, eğleneceği ve sosyal olacağı bir yer. Müze ve sanat evine dönüştürülen tarihi Çivitçioğlu Medresesini, çarşısını gezdik. Pek çok tarihi eser ve görülesi yerler vardı ama zaman darlığından gezemedik.

 

Belediye özel kalem müdürü Muharrem Ovacıklı bey güleç yüzü ile bizi hiç yalnız bırakmadı. İnşallah yaz sonu gibi bir uluslararası resim çalıştayı planlıyorum belediyemiz desteği ile Çankırı’mızda. Muharrem beyden sözünü aldım. Nazmiye Çelik, Şakir Ay ve Tuğba Öztürk Katar bize rehberlik ettiler. Şakir belediyede rölyef kursu veriyor. Nazmiye sessiz sakin bize anlatırken, Tuğba hiperaktif. Bir bakıyorsun gruba bilgilendirme yapıyor, derken bir bakıyorsun taşın üstüne çıkmış son ses herkesi toparlamaya çalışıyor. Hepsi de çok şeker insanlar.

Ilgaz dağına çıktık. Havasıyla, muhteşem manzaraya karşı ekmek arası ızgara ve nefis ayran bir tatlı geldi ki sormayın. Bu arada havası en temiz olan il de Çankırı. Bilmeyenlere duyurulur. Azıcık hava atmak hakkımız değil mi? Hem Nazım da Çankırı cezaevinde yatmış ve sekiz tablo yapmış. Sanat güneşimiz Zeki Müren ise askerliğini Çankırı’da yapmış.
Sormuşlar “Çankırı’nın neyi meşhur?” diye. “Kızı, tuzu, tozu” demişler. Kızları güzel ve beceriklidir. Yollar ise şimdi güzel ve asfalt. Yani artık tozu yok ama tuz mağaramız harika. Nahçıvan’da da tuz mağarası var. Adı “Duzdağı” ama bizimki daha büyük. Onların mağara yolları sanki sokaksa, bizim yollar sanırsın otoban, öyle geniş. Ama onlar son derece bakımlı ve modern bir hastane yapmışlar. Astım ve benzeri hastaları tedavi ediyorlar. Başhekimi, hemşireleri görevli. Pek çok rehabilite odaları var. Muharrem bey belediye bünyesinde tuz hastanesi yapımı için çalıştıklarını söyleyince sevindim. İzmir’de arkadaşımın kızı astım hastası imiş ve Nahçıvan’ı duymuş. Bana “Nasıl gidebiliriz hocam?” diye sormuştu. Oysa Nahçıvan’a gidene kadar Çankırı’mızda da var. Hele bir de Himalaya tuzu diye uçuk fiyatlarla tuz sattıklarını gördükçe çok öfkelenip “Ne gerek var. Bizim tuzumuz daha iyi ve ucuz” diye üzülüyordum. Allahtan Canan hoca televizyonlarda anlattı da artık pek çok kişi biliyor. Zaten dönüşte herkes ez az 5-10 kilo birden aldı. Tuz lambası odaya iyon salıp, havayı temizlerken, tuz sabunu da terlemeyi önlüyor ve kimi deri rahatsızlıklarına iyi geliyor diye ondan da aldılar. Bir heykeltraşımız mağarada harika tuzdan heykeller yapıyordu. Eğer bir çalıştay yapabilirsek yapılacak resimler burada da sürekli sergilenebilir. Sanat ve sağlık bir arada. İkisi de insana iyi gelir… Ne hoş olur…

 

Akşam konserimiz vardı. Boyunlarında yaran poşuları ile sahne alan koro, perdeyi Eldivan’ın Kirazı ile açtı. “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısı ile programı bitiren ekip, Çankırılılardan büyük alkış aldı. Konserde bir coştum, onlarla bir ben de söyledim oturduğum yerde. Ama duygularım gidip geldi, “Ben Çankırılı mıyım? İzmirli miyim?” diye. Biz Türkiye’yiz ve sanat birleştirici bir dostluk köprüsü . Koro şefi hemşehrimiz Ayhan Eskikalcı hayalini gerçekleştirmişti. Darısı başıma…

Konser sonrası Çankırı kıymalısı (pide) yedik. Kavrulmuş kıymadan ve esmer undan yapılmış kapalı pide. Nefis oluyor. Babamın teyzesi Zela nenemin Buğday pazarında iki katlı, taş avlulu bir evi vardı. Çocukluğumda bayramlarda bütün aile orada toplanırdık. Bayram sabahı babam hazırlanmış içi alır, fırına giderdi. Dört gözle beklerdik bütün çocuklar. Babam kapıdan girip odanın ortasına serili sofra bezine sepeti koyardı, mis gibi kokan pideleri bize dağıtırdı. Sıcak sıcak sevinçle yerdik. Aman bir tatlı gelirdi o bize. Bu keyif pidenin lezzetinden mi yoksa hepimiz bir arada olduğumuzdan mıydı bilmem!..

Belediyemiz hepimize tuz lambası hediye etti.

Benim Anadolu insanım ne güzel, ne gönlü bol. Neşeli kişiliği ile Kızılırmak Kahyalı köyü muhtarı Ali Yurt bey ve eşi yazın bizi köye davet ettiler. Ali bey… geleceğim bak!..

Her şey tek kelime ile muhteşemdi. Belediye başkanımız İrfan Dinç nezdinde bütün emeği geçenlere, Derneğimiz başkanı Bekir Yurt ve yönetimine, Yaran derneği başkanı Ahmet Absarılıoğlu nezdinde tüm yaran ekibine ve emeği geçen herkese teşekkürler… teşekkürler… teşekkürler…

Oraya kadar gidilir de Atamız ziyaret edilmez mi? En az 5-6 kez gitmişliğim var Anıtkabir’e ama yine de heyecanlanıyorum, yine de duygulanıyorum orada…

Türkücülerle geziye gitmek de pek hoşmuş canım. Gelene kadar otobüste yine hem türkü söyledik, hem oynadık…

İmaret de güzellerin yooluuudur heeey aaman aman aamaaan..

Erik dalı geevrektir, amanın basmayaa gelmez…

Etiketler: » » » »
Share
357 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...
  • KIR ÇİÇEKLERİ VE SARIPAPATYA

    10 Ağustos 2018 Yazarlar

    Mevsim ilkbaharın sonları, güneş aydınlık yüzünü göstermiş, çiçekler birbiriyle adeta dans ediyorlar. Tam ortada tek başına duran sarıpapatya dikkat çekiyor. İlgimi çeken sarıpapatyaya yöneliyorum. Sanki hayata küsmüş, bir anlamda hayattan kopmuş bir hali vardı. Ama o kadar narin o kadar zarif o kadar çekingen ve bir o kadar da utangaç bir hali vardı. Duygu yüklü gözlerle sanki bakışır gibiydik. Hatta beni bu lavanta kokusunun muhteşem yoğunluğundan ayırma der gibiydi. Fakat bir o kadar da o muhteşem kır çiçeklerinin arasındaki yalnızlığında...