logo

30 Mayıs 2019

Noktal Virgül…


tevfik kenan
tevfik_kenan@hotmail.com

Elim kolum kalkmıyor, kolum kanadım kırılmış gibi… Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi kestiremiyorum. Bildiğim tek şey var, o da çok üzgünüm. O duysaydı hemen öfkelenirdi ve derdi ki “Üzülmenin azı çoğu olmaz… Üzülmek tekdir…

“Ben de hemen karşı çıkardım “Fakat ben her şeye aynı oranda üzülmüyorum ki!”

Ama artık o yok ve ben ona çok üzülüyorum. Gerçi bir yıla yakın zamandır da yok sayılırdı. Çünkü yoğun bakımda hastanede idi…

Duayen gazeteci-yazar… hemşehrim, ağabeyim, Türkçe’nin efendisi, köşedaşım, bana Türkçeyi iyi kullanmayı, yazmayı öğretenim, canlı ansiklopedi, ayaklı kütüphane, bilgi küpü, onlarca kitap yazarı, Hasanoğlan Köy Enstitülü canım ağabeyim Zeynel Kozanoğlu’yu yitirmenin acısını yaşıyorum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

On yıl önceydi. Bir internet gazetesinde yazmaya başlamıştım. Yeniyim ya… Ustalar ne yazıyor, nasıl yazıyor sürekli okuyorum. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yine bir gün bir yazar büyüğüm yazısında Çankırı’dan söz ediyor. Merak edip gazete sahibine sordum. “Hemşehrisiniz, tanışmanızı çok isterim” dedi.

Çekinerek mail adresine yazdım, güzel bir yanıt aldım. Derken ailecek tanıştık, birbirimizi sevdik, evlerimize gidip geldik. Altı ay Danimarka’da, altı ay Türkiye’de yaşıyordu. Internet düzeneği üzerinden her gün sohbet eder olmuştuk. Çok okumuş, çok yazmış, yaşadıklarını da ekleyince her şeyi biliyor, her sorumu tek tek anlatıyordu. Mensubu olduğu Gazeteciler Cemiyeti’nde ona Türkçe’nin efendisi diyorlardı. Türkçemizi doğru kullanma konusunda çok titizdi.

Çok şey öğrendim ondan. Allah razı olsun.

Sürekli TRT Türkü radyo dinlerdi. Spikerler yanlış bir sözcük kullansın, hemen eleştiri yazısı yazar, doğrusunu bildirirdi…

Ahmet Arif ile bir yıl çalışmış, sevdayı ondan öğrenmiş. Bir sevgi adamı idi. Herkesi, her şeyi seviyordu. Bir gün yazımda sık sık noktalı virgül kullanmamın yanlışlığını vurgulamak için dedi ki “Vallahi noktalı virgül olasım geliyor, o kadar seviyorsun ki!”

Beni yüreklendirmek için yazarlığımdaki dilime, ustalığıma övgüler yağdırıyor, resim konusunda yaptıklarımı, başarılarımı takdirle karşılıyordu. Öyle bir konuma gelmiştik ki kimi yazdıklarını bana yolluyor, okuyup fikrimi söylüyordum. Bir gün Köy Enstitüsü anılarını yazması gerektiğini, bunun çok önemli olduğunu söyledim. Bana hak verdi. Yazdı, ancak bastırmaya ömrü yetmedi.

Yetim büyümüş, çok acılar çekmiş. Anlatırdı… Annesine hasret büyümüş. Bir gün “Sen annem gibisin. Beni koruyor, kolluyor, hep iyiligimi düşünüyorsun.” demişti. O da beni korur, kollardı. Hep destek çıkardı. Güvenirdim, çünkü o her şeyi bilirdi…

Köy enstitüsü onu çamurdaki pırlanta gibi köyden almış, yontmuş ülkeye bir değer olarak sunmuş…

Dertleşirdik…

Özellikle Danimarka’da iken bir gün selam vermesem gücenirdi. Benim memleketimle bir göbek bağım gibisin, değerlimsin” derdi. Alışmıştık artık her gün yarenlik etmeye… Kıyamazdım…

Bir Atatürk ve memleket sevdalısı idi. Okumuş, kültürlü cumhurriyet kadınlarına ayrı bir sevgisi vardı, ayrı bir değer verirdi.

Geçtiğimiz yıl ramazan bayramını kutlamak için aradığımda kızı Nurhan açtı telefonu. “Hastanedeyiz Hülya’cığım babam ameliyat olacak bağırsak düğümlenmesinden” dedi. Telefonu istemiş “Babacım burnunuzda hortum var, nasıl konuşacaksınız?” dedikten sonra selamını söyledi. Ameliyattan sonra çocukken bakımsızlıktan ciğerinde kalan bir araz nedeni ile ameliyat başarılı geçmiş ama ciğer sönmüş. Uyuttular… zaman zaman uyutup uyandırıyorlardı. Makinaya bağlı yaşıyordu ama bilinci yerinde idi. Her gün arayıp bilgi alıyordum Nurhan’dan.

Ziyaretçi kabul edilmeye başlayınca hemen gittim. Hareketsiz yatıyor yalnızca hüzünlü gözlerle bakıyordu. İçim sızladı. Ona esprili anılarımızı anlattığımda hafifçe gülümsüyordu. “Canın yanıyor mu Zeynel abi” dedim, yok anlamında başını salladı. O uzun uzun yüzüme baktı… ben anlattım… anlattım…

Diğer günler video çekip şakacı konuşmalar yaparak Nurhan’a yolluyordum. O da her gün ziyaretine gittiği babasına izletiyordu. Böyle pek çok seveni, yakını video göndererek ona moral vermeye çalıştık…

Anneler gününde eşi Hayruş ablamı aradım. “Hastanedekiler artık bize bir şey demiyor, ne zaman istersen seni ağabeyine götürürüm.” dedi…

Kısmet olmadı…

Sabah Facebookta karşıma çıkan ilk gönderi küçük kızı Beyhan’dan idi. Daha okumadan anladım. İçim cııızz etti. Gönlüme sanki bir ateş düştü… Burnumun direği sızladı. Bir güzel insan daha gitmişti…

Onlarca değerli kitabı kaldı ondan geriye… Bir de güzel anılar…

Sevenlerine, çocuklarına ve değerli eşi Hayruş ablama sabırlar diliyorum…

Güle güle Zeynel ağabeyim… Seni hiç unutmayacağım…

Hülya SEZGİN

Etiketler: » » » » » » » »
Share
221 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Boşaltılan Kışlalar Ne Olmalı?

    18 Ağustos 2019 Yazarlar

    Malumumuz, 15 Temmuz hain ve alçak darbe girişiminde şehir merkezlerinde bulunan darbecilerin hareket merkezleri olan askeri kışlaların şehir dışlarına çıkarılması sonrasında gündeme gelen ve ne olacakları merak edilen kışlalar için naçizane fikrimi beyan etmek istiyorum. Şimdilerde çokça tartışılan ve çeşitli fikirler ortaya atılan fikirlerden bazılarına bakacak olursak şehir parkları vs. gibi istemler her ne kadar mantıklı gelse de ben de başka bir pencereden bakarak ve eğitim ve sağlık adına bir kazanım olacağını düşünerek şu fikri ileri sür...
  • Sosyal Medya

    18 Ağustos 2019 Yazarlar

    Sosyal Medya, hayatımıza yeni giren ve adeta çok kötü bir huylu virüs gibi ülkemizin en ücra köşesine hızla yayılan bir virüs medya türüdür. Adı sosyal ama bireyler sosyal mi? Ya da bireyleri sosyalleştiriyor mu? Yoksa A Sosyal bir topluluk mu oluyoruz? Bilinmez. Aslında etkili ve doğru amaçla kullanıldığında hatta sadece gereksinim anında kullanıldığında gerçekten çok sosyal ve güçlü bir medya türü. Bir tıkla beş saniyede dünyanın en uzak noktasıyla bilgi paylaşımı yapabilme olanağına sahibiz. Bu birincisiydi. İkincisi ise, A Sosyal bir bir...
  • Tuhaf ölümler!..

    15 Ağustos 2019 Yazarlar

    Kurban bayramı ya, bu günlerde ölümü çok düşünür oldum... Bunda elbet pek çok neden var. Birinci sırada memleketimin içler acısı durumuna üzülmekten ve üzüntümü paylaşmaktan başka elimden pek de bir şey gelmiyor ondan... Yani ruh halim sakat... İkincisi ise geçenlerde yaşadığım bir yakınımın kayıbı... Dün sohbet edip, kimi zaman dertlesip, kimi zaman da kahkahalarla gülerken bu gün yok, toprak altında!.. Ruhu nereye gitti? Ya o koca bir kütüphaneye sığmayacak bilgileri nerede, ne oldu? Şimdi beni görüyor mu? Dün birlikte üzüldüğümüz yu...
  • ATATÜRK : GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

    04 Ağustos 2019 Yazarlar

    30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 97 yılı tüm yurtta. BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI:  Alinur AKTAŞ’a rağmen büyük bir coşkuyla kutlanacak. 97 yıl önce Türk'ü boğmaya ve vatanını istilaya gelmişlerdi. Ölümsüz kahraman asrın dahisi asırlar sonrasını görebilen,Büyük Devlet adamı ATATÜK'ün komutasındaki Türk Ordusu onlara unutamayacakları bir ders verdi. Atatürk'ün dediği gibi ''Türk ulusu kazandığı bu zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.' Büyük Önder Mustafa Kema...