logo

26 Eylül 2018

SOSYAL TRAVMA


Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com

Sosyal sarsıntı derken aklımıza çeşitli sorunlar gelebiliyor. Bu nedenle konuyu biraz daha fazla açmak ve irdelemek gerekiyor. Öncelikle de travma (sarsıntı) kavramını açıklamak gerek diye düşünüyorum. Travma, canlıların üzerinde ruh ve beden sağlığı açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı biçimi, şeklinde bir kelime anlamı vardır.
Tabi ki ruh ve beden dediğimiz de çok geniş alanları kapsar. Ruhsal bozukluklar ve bedensel bozuklar diye ikiye ayırarak değerlendirebiliriz. Ben bu yazımda daha çok ruhsal bozuntular üzerinde duracağım. Hatta bu sosyal incinmenin sosyal değerlerimize ve insanlara olan etkilerini irdeleyeceğim.

Herkesin malumu olduğu gibi, sosyal medya denilen olgu bugün dünyayı kasıp kavuran ve insanların üzerinde olumlu ve çoğunlukla da gelişmemiş toplumlar üzerinde olumsuz etkileri olan bir olgudur. Sosyal medya ve sosyal değerler üzerine çeşitli zamanlarda defalarca yazılar yazdım, ancak bu yazımın temeli biraz daha farklı olacaktır. Yani olumlu veya olumsuz her iki yönüyle de düşünecek olursak olumsuz ve sorumsuz bir etkiyle karşı karşıyayız diyebiliriz. Hatta insanoğlunun ya da bilim adamlarının yarattığı ve yarattığını kontrol edemeyecek duruma gelmiş bir canavara dönüşmüş olduğunu söyleyecek olursak pek te yanlış söylememiş oluruz.

Sosyal medyanın etkilerini bilmeyen yoktur. Devletleri yakan- yıkan, toplumları değiştiren mükemmel bir örgütlenmeyi sağlayabilen çok önemli etkileri tartışılmaz. Ben bu kez gözlemlediğim ve yaşadığım kadarıyla biraz daha ruhsal ve olumsuz yönlerini açıklayacağım. Malum, bizim gibi gelişmekte olan ya da az gelişmiş toplumların en önemli değerlerinden iki tanesi hayatımızın vazgeçilmez unsurlarıdır. Ve de insan odaklıdır. Nedir bu iki olgu? Birincisi insanların mutlulukları yani düğünlerimiz. İkincisi ise, insanlarımızın üzüntüleri yani ölümlerimiz. Bu iki olguda tamamen insan odaklı, tanıdık, eş ve dostla gerçekleştirilen etkinliklerdir. Bu iki olayda da insan olmadan olmaz. Çünkü merkezi ve etki alanı da insandır. Ancak üzülerek izliyor ve gözlemliyoruz ki, sosyal medya aracılığıyla yani sanal ortamlarla yapılmaya çalışılıyor bu her iki etkinlikte. Bu organizasyonlar elbette ki özellikle büyük kentlerde, insanların bir birinden uzaklarda olmasından kaynaklı sosyal medya destekli etkinlikler olacaktır. Ancak, bu etkinliklerin yerini tamamen sosyal medya aracılığıyla yapılmış olması, işte tam da bir sosyal incinmedir (travmadır) diyebiliriz.

Toplumuz öyle bir duruma gelmiş ki, davetiyeler ve duyurular sosyal medya aracılığıyla yapılmakta ve insan unsurları saf dışı bırakılmış durumdadır. Çünkü insanlar artık, sosyal ortamlarda bulunma yerine, hemen her yerde; evde, işte, sokakta, yolda, parkta vb. yerlerde elimizde bir telefon, tablet ya da bilgisayar arkasında tabiri caiz ise, klavye kabadayılığı da dâhil olmak üzere gerçek ortamlara girmeden sorun çözmeye uğraşır olduk. Bir ev içerisinde bile iki kişi konuşamaz duruma gelmiştir. Çünkü her ikisinin de elinde telefon veya bilgisayar vardır. Neredeyse ev içerisinde bile eşimizle, çocuğumuzla PC aracılığıyla konuşur olmuşuz. Bir yaşından itibaren ebeveynler çocuklardan rahat edebilmek adına bebeğin eline bile telefon tutturduğunu görmekteyiz. Hem ruhsal hem de bedensel etkisinin ne olduğunu düşünemiyoruz bile.

Vatandaş düğün yapacak, davetiyesini sosyal medya üzerinden dağıtıyor. Evet, iletişim sistemlerini kullanmak mükemmel bir şey ama ne yazık ki düğüne katılması gereken insanlarımız da sosyal medya üzerinden tebrik ve kutlamalar yapıyorlar. Neredeyse insanlar takısını bile salona gitmeden evden sosyal medya üzerinden takacaklar. Allah aşkına bir kez olsun insanların mutlu gününde hiç değilse yanında bulunalım. Zaten düğün dediğimiz olay insanların başına hayatta bir kez gelen bir sosyal olaydır. Bu eylem sosyal bir olay olduğu için mi acaba sosyal medya üzerinden kutlama, tebrik, takı vb. olaylar devreye giriyor. Hiç değilse bir kez olsun bu insanlara canlı destek olalım. Düğünlerde aslında takı vs. gerekli ama çok ta önemli olan bir olay değildir. Çünkü o işlem bir dayanışmadır. Bir imece usulü desteklemedir. Önemli olan insanların sevdikleriyle bir eylemi ya da bir mutluluğu canlı olarak, açık destekle yaşamış olmalarıdır.

Hayatımızda ki bir başka önemli olay da, insanların acılarının paylaşılmasıdır. Görüyor ve gözlüyoruz, sosyal medyada onlarca üzüntü ve taziye mesajları. Sayfalarca mesajlar uzayıp gidiyor. Evet, belki gerçekten uzakta olan insanlar için normal bir davranış ve üzüntü paylaşım durumu olabilir sosyal medya mesajı ama yakında bulunan insanlar içinse tam bir travmadır diyebilirim. Yani hiç değilse bir telefonla canlı bir görüşme bile yapılabilir. Fakat yok, ne cenaze törenlerine katılıyor ne de telefonla arıyor. Hemen yapışıyoruz telefonun ya da bilgisayarların klavyelerine. Uzun uzun mesajlar yaz yaz gitsin. Dediğim gibi şehir dışında olanlar için söyleyecek sözümüz yok ama yakında bulunanlar için söyleyecek söz çok. Bu tür acılı, hüzünlü ve üzüntülü durumlarda mutlaka acılı ailenin yanında bulunmak ve o aileye psikolojik destek sağlamak gerekiyor. Cenazenin sanalı mı olur? O zaman imamı da sanal yapalım. Cenaze namazını da sanal kılalım. Gömü işlemlerini de sanal yapalım. Son sözlerim çok ta komik geldi değil mi? Evet komik ama trajikomik bir durum. İşte ben bunun adına sosyal travma diyorum. Ne yazık ki hayatımızın her alanında bu tür sosyal travmalar yaşıyoruz. Bundan kurtulmak çok ta zor değildir. Belki bizim için geçmiş zaman olmuştur ama geleceğimizi, çocuklarımızı bundan kurtarmak hiç te zor olmasa gerek. Evlerimizde bulunan cep telefonları, uzaktan kumandalı aletler, tabletler ve bilgisayarlar gibi teknolojik ürünleri mümkün olduğu kadar çocuklarımızdan ve genç beyinlerimizden uzak tutarsak geleceğimizi de bu sosyal travmadan kurtarmış oluruz.

Son söz olarak şunu söyleyebilirim. Teknolojiyi kullanalım. Teknolojinin her türlü olumlu olanaklarından yararlanalım. Ama ne olursa olsun, şartlarımız neye müsait olursa olsun, şartlarımızı iyice zorlayarak insan odaklı etkinliklerde mutlaka ama mutlaka insani görevlerimizi tam ve eksiksiz olarak yerine getirelim. Değerlerimize sahip çıkalım, onları hak ettiği şekilde yaşayalım ve yaşatalım. Yoksa dünyadaki bazı toplumlar gibi ne değer kalır ne de insanlık. O halde ne insanlığımızdan ne de değerlerimizden vazgeçebilmek gibi bir lüksümüz olamaz ve de olmamalıdır. Olursa ki, oluyor da çok gecikmiş olacağız. Tabi bunları uygulayabilmenin yolu da eğitimden geçiyor. Ne demişti Gazi: ‘’Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından birisi kopmuş demektir.’’ Ben de diyorum ki, ‘’Eğitimsiz toplumlar gerçek değerlerinden, geçmişinden ve geleceğinden yoksun kalmış ve kalmaya mahkûmdur.’’ Evet, hemen şimdi toplumsal bir duyarlılık gösterelim, hepimizi herkesi bu sosyal travmadan kurtarma adına hem kişisel hem de devletimiz aracılığıyla bir olumlu ve düzenli bir sosyal medya kullanım seferberliği başlatalım. Geleceğimizi korumak için olmazsa olmazımız ne yazık ki budur.

Etiketler: » » » »
Share
624 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SOSYAL TRAVMA

    26 Eylül 2018 Yazarlar

    Sosyal sarsıntı derken aklımıza çeşitli sorunlar gelebiliyor. Bu nedenle konuyu biraz daha fazla açmak ve irdelemek gerekiyor. Öncelikle de travma (sarsıntı) kavramını açıklamak gerek diye düşünüyorum. Travma, canlıların üzerinde ruh ve beden sağlığı açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı biçimi, şeklinde bir kelime anlamı vardır. Tabi ki ruh ve beden dediğimiz de çok geniş alanları kapsar. Ruhsal bozukluklar ve bedensel bozuklar diye ikiye ayırarak değerlendirebiliriz. Ben bu yazımda daha çok ruhsal bozuntular üzerin...
  • Çallı efe ve Wiacamp…

    16 Eylül 2018 Yazarlar

    1959 yılının sıcak bir 30 ağustos gününde Denizli'nin Çal ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş. Her zaman anası babası büyük zafer bayramına ve böyle güzel günlere "Atamız bizi kavuşturdu" diye şükrederlermiş ve bu güzel günde doğdu diye oğullarının adını "Şükrü" koymuşlar. Bu Çal kasabası havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez büyük sanatçılar yetiştirmiş. Memleketimizin büyük ressamlarından Türk resim sanatının mihenk taşı olmuş, pek çok önemli ressamımızı atölyesinde yetiştirmiş olan İbrahim Çallı da buralı imiş... Şükrü bebek büyümü...
  • İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇIÇEKLER AÇAR

    10 Eylül 2018 Yazarlar

    İzmir’in dağlarında çiçekler açar, Altın güneş orda sırmalar saçar Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, Adın yazılacak mücevher taşa. İşte bu marşı söyleten ve söylettiren bir ulusun çocuklarıyız. Ne mutlu bize ki, bu aziz milletin bağrından çıkmışız. Hiçbir zaman esarete boyun eğmemiş, hiçbir milletin kölesi olmamışız, olmayacağız da. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine dediği gibi; ‘’Vatanın bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir, içeri de ve dışarıda düşmanların olabilir, ordularımız dağıtılmış olabilir...
  • Beni heyecanlandıran Türkü ve bir büyük sanatçı Vadout Moazzen…

    25 Ağustos 2018 Yazarlar

    Yakınlarım bilir, ben bir türkü sevdalısıyım. O yüzden sabahtan akşama kadar TRT türkü dinlerim radyomda. Yine bir gün bir yandan resim yapıyorum, diğer yandan kulağım radyoda... Derken kulağıma tanıdık bir ses değdi... Program sunucusuna kulak kesildim... Kerkük'ten... Türk kökenli müzisyenlerden söz ediyor. İran Tebriz'den Dalga Grubu ve solistleri Vadout Moazzen... Öyle güzel sözler söyledi, öyle övdü ki... Birden heyecanlandım... gurur duydum... çünkü o benim arkadaşımdı... Bundan üç yıl öncesiydi onunla ilk tanışmam. Nahçıvan Ressamlar ...