logo

YÖK ve DOĞRAMACI Üniversiteler İçin Neye Mal Oldu?


Coşkun Özdemir
prof.coskunozdemir@gmail.com

12 Eylül 1980  darbesi  hem demokrasi çabaları içindeki  Türkiye Cumhuriyeti  hem de üniversitelerimiz için ciddi bir tahribat  nedeni olmuştur. Ben bu tarihte İstanbul Tabip Odası başkanıydım. Oda kapatıldı, ben gözaltında karakolda sabah ve akşam 7.30 da imza attım.  

Türkiye’nin  kaderinde  büyük rol oynamış  dünyaca tanınan  ünlü bir akademisyen  Prof.Dr. İHSAN DOĞRAMACI  Türkiye  üniversitelerini bu faşizan  yönetim paralelinde adeta yeniden yapılandırmış  vesayete muhtaç hale getirmiş, bir ülkenin gözbebeği sayılan bu eğitim kurumlarının onurunu kırmıştır. DOĞAN KUBAN hoca o yıllarda üniversite medresesinde bahseder olmuştu İhtilalin lideri EVREN PAŞA 70’lerdeki kaostan üniversiteleri sorumlu tutuyordu. O halde onları bir disiplin altına almak yerinde olurdu. Bu amaçla 1981’de YÖK (Yüksek öğretim Kurumu) kuruldu. Başkanlığa atanan  Prof. Dr. Doğramacı öğretim üyelerine siz uzmanlarsınız,  yönetim bizim görevimizdir diyordu. 12 Eylül hiç kuşkusuz, bu topluma ve onun siyasetine kültürüne, sanatına üniversitelerine vurulmuş büyük bir darbedir. Yazık ki dünyaca ünlü  bir bilim adamı olan Doğramacı bu faşizan  askeri yönetimin has adamı olmuştur. Evren paşa 70’lerdeki olaylardan  üniversiteleri sorumlu bulmasına, Doğramacı’nın  hiçbir itirazı olmamıştır. YÖK sistemi  ve Doğramacı  bu baskıcı  merkeziyetçi yapıda, üniversiteleri askeri bir zaptı-rapt altına alan sisteme sadakatle hizmet etti. Bizim kuşağımız özerk, (Mümtaz Soysal hocanın deyimi ile) erkini özünden alan siyasetten bağımsız, özerk bir üniversitenin kurulması için çok çaba göstermiştir. Umutlarımız vardı ama  12 Eylül bu umutlarımızı yıkmıştır YÖK başkanı.. Özellikle üniversiteye getirilen özerkliğe aykırı   yeniliklere, yoğun baskı ve haksızlıklara öncülük etti. Öğretim üyeliği kriterleri değişti, acele öğretim üyesi yetiştirebilmek için, yardımcı doçentlik icat edildi. Akademik ünvanlar ucuzladı. 1402 ile özellikle solcu diye tanınan çok sayıda öğretim üyesi arkadaşımız  üniversiteden çıkarıldı. Bu belgelerin imza sahibi de odur. YÖK bu listelerin hazırlanışında bir rolü olmadığını iddia etmişse de Sıkı Yönetim Koordinasyon Başkanı Korgeneral NEVZAT BÖLÜGİRAY  kitabında YÖK ‘ün elden gönderdiği listelerle bu kıyıma destek verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. YÖK  Rektörlerinin bir bölümü adeta üniversitelerinde terör estirmişlerdi. Konya Selçuk Üniversitesini ziyaretimde genç öğretim üyelerinden, rektör Halil Cin’in onlara “Ayaklarınızı denk alın kırarım onları” diye seslendiğini öğrenmiştim. Bursa Üniversitesi rektörü nöroloji kongrelerinde arkadaşlık ettiğimiz rektör de benzer bir tutumla arkadaşlarımızı sürgün etmişti. Erciyas Üniversitesi rektörünün de onlardan aşağı kalmadığını meslekdaşların mektuplarından öğreniyorduk. Hacettepe üniversitesi tıp fakültesinden ünlü sinir cerrahı sınıf arkadaşım Prof.Dr. NURHAN AVMAN’nın  istifa edip Ankara Üniversitesine geçişini hayretle karşılamıştım. İlk buluşmamızda, bunun nedenini anlattı. Ay sonlarında Doğramacı hocanın karşısında tam bir disiplinle hazırola geçiyoruz. O da her birimiz için uygun gördüğü döner sermaye miktarlarını zarf içinde ceplerimize koyuyor. ”Buna dayanamadım. Coşkun

Bütün bunlara o döneme ait  eklenecek çok şey var. Kısaca değineceğim; Sıkı yönetim ve MGK (Milli Güvenlik Kurulu)

Server Tanilli’nin kitaplarının tümü ile sakıncalıı olduğunu bildiriyor ve yasaklanmasını istiyordu. Yine bu yönetim dekanlık aracığı ile bazı üyelerin sendika kurmak girişimine bulunduğu bilgisinin alındığını bildiriyor ve onların ihbar edilmesini istiyordu. Sınıf arkadaşım Korkmaz Altuğ dekanımızdı ve yazılar dekanlık aracılığı ile geliyordu. Ben nöroloji anabilim dalı başkanı idim.

 Bu yazılara bir anabilim dalı başkanlığı böyle bir ihbarcılık ve yasaklama görevini üstlenemez. Bunu arkadaşlarımla birlikte şiddetle reddediyoruz diye cevap yazdım.

İstanbul Üniversitesi rektörü arkadaşımız Prof.Dr. Cemi Demiroğlu idi. Üniversitemiz, halka hitap ederken “Bir sağdan bir soldan asıyoruz asmayıp besleyelim mi“ diye soran  darbe liderine alkışlar arasında doktora ünvanı verdi. Doğramacı bu sahneyi utanç içinde izleyenleri alkışa teşvik ediyordu. Bence verilen bu unvan, Üniversitemizin tarihinde  bir utanç sayfasıdır. (Evren paşanın sorusuna halkımızın AS! AS!  Diye cevap verdiğini de saklamayacağım)

Darbeden sonra  yapılan ilk seçimi ANAP kazandı ve TURGUT ÖZAL başbakan oldu. Özal’ın, Evren ve Doğramacı ile arasının iyi olmadığını biliyorduk. 1984’de onunla Abant’ta karşılaştım ve görüşme rica ettim. ”YÖK değil mi?” diye sordu. Evet dedim. ”Yarın sabah gölün etrafını beraber dolaşalım, sizi dinlerim” dedi. Buluştuk, yola çıkarken ”Bakın şimdi benim öğretim üyesi olarak konuşmam bile yasak” dedim. Etrafımızda gazeteci dolu idi. Onlara dönerek  ”Arkadaşlar sakın hocayı ele vermeyin!” diye uyarı yaptı. Göl etrafı 90 dakika sürdü. Yolda Özal bazı ahpaplıklar yapıyordu, ben geniş şekilde YÖK’ü  ve şikayetlerimizi anlatabildim. Güvenlik soruşturmaları devam ediyordu, asistan alamıyorduk. Bir öğretim üyemiz 1402 ile uzaklaştırılmıştı (Gencay Gürsoy). Binaya girmesi bile yasaktı. Özal’ın beni ilgi ve sempati ile dinlediği açıktı ama acaba umutlanabilir miydik?. Bunun ardından Özal İstanbul’da Sheraton otelinde Doğramacı ile öğretim üyelerini bir araya getiren bir toplantı düzenledi. Belli ki Doğramacı’yı zor duruma düşürmek istiyordu. Ben orada Özal’la selamlaştım ama konuşmalara hiç karışmadım. Arkadaşlar Özal’dan umutlanarak birer birer ortak yakınmalarımızı anlattılar. Doğramacı çok bozulmuştur diyeceksiniz. Öyle olmadı. Bu adam büyük usta. Özal’a bazı davetler düzenledi, bazı plaketler ayarladı ve Özal hemen hemen Doğramacı’yı unuttu.

Bu yıllardaki bizler için bir başka üzüntü de BARIŞ DERNEĞİ davası ve arkadaşlarımızın mahkumiyeti olmuştur. Ben de kurucular arasında idim. Tabip odası ile meşgul olduğum için hiçbir toplantıya gidememiştim. O yüzden hapse girenler arasında olmadım. Onları ziyarete gittim. Ben fakültede tiyatro kolu başkanı olduğum için hazırladığımız bir tiyatro oyunundaki kırmızı lamba için sıkı yönetimde Selimiye’de  sorguya çekildim. Bir süre sonra dekanlık yolu ile bir ihtar geldi  “anlamlara yol açacak  işaret ve sembollar kullanmaması“ tavsiye ediliyordu..

Profesörler toplantılarına son verildi. Artık bir araya gelemiyorduk. Tek yol devrim diye koridorları inleten öğrencilerimiz de  sus pus oldular. Ne kadar hazini bazı öğrencilerden solcu öğretim üyelerini ihbar eden mektuplar geldi.. Yıllarca bu zulme sessiz kaldık 1988’de cumhuriyette YÖK’ü eleştiren bir yazım yayınlandı. Bu yazı hiç beklemediğim büyük bir ilgi gördü. Bunun üzerinde yakın tanıdığım bazı arkadaşları bir toplantıya davet ettim. Teknik Üniversite sosyal tesislerinde buluştuk, Hemen hepsi geldi. Hatırladıklarım, Burhan Şenatalar, Ayhan Alkış, Gencay Gürsoy, Ayla Gürsoy, Türkan Saylan, Ülkü Azrak, Aysel Çelikel, Tahsin Yeşildere, Nihat Falay, Kadir Erdin.. Bu toplantılarda neler  yapabileceğimizi konuştuk. Sık sık buluştuk. Çok gecikmeden bir dernek kurduk. (ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ) Ben kıdemim ve çağrı yapan kişi olarak başkan seçildim. SÜLEYMAN DEMİREL VE ERDAL İNÖNÜ.. Muhalefet liderleri  idiler. Her ikisi ile temas kurduk. Bize çok ilgi gösterdiler ve yardımcı oldular. Özellikle ERDAL beyden büyük yakınlık gördük. DEMİREL de ”YÖK’ün o noktalarını kaldıracağız arkadaşlar” diyordu. Demirel yeniden başbakan oldu. Bu defa verdiği sözleri unutmuş olmalı 27 rektörle bir toplantı yaptı, ama YÖK’ü ‘kaldırmaktan hiç söz etmedi. Randevu istedik, verdi. Başbakanın huzuruna çıktık. Ben en yaşlı üye  ve dernek başkanı olarak “Sayın Demirel, bize YÖK’ü yok etmekten bahsetmiştiniz, vaz mı geçtiniz” dedim. “Efendim tez ve anti tezden bir sentez çıkaracağız“ diye cevap verdi. Ne demek istiyordu iyi anlamadık ama  politikacı dönüşlerini iyi biliyorduk. Ahmet Altan’la tanışıyordum. O STAR TV’de Kırmızı Koltuk adlı bir program yapıyordu. Beni dernek başkanı olarak o programa davet etti. Çok iyi bir fırsattı. Orada belki iki saat YÖK’ün Üniversitelerimiz için neye mal olduğunu detaylı anlattım. Arkadaşlarla akşam saatlerinde sık sık buluşuyor ve çalışıyorduk. Ankara ODTÜ üniversitesinden arkadaşlarla (Yakup Kepenek onlar arasında idi) temas halinde idik.  Aysel Çelikel ve Ülkü Azrak bir Üniversite Kanun taslağı hazırladılar. O yayınlandı. Hazırladığımız bir panelde sunumu yapıldı. Anadolu’daki Üniversitelerden çok sayıda mektuplar alıyorduk. Özellikle YÖK rektörlerinin  otoriterliği geride bırakan adeta terör estiren rektör davranışlarını anlatıyorlardı.

1992 yılında TRT den bir davet geldi. Ankara’da TV de Doğramacı ile bir araya gelecek ve YÖK’ü tartışacaktık. Doğramacı’nın yanında liseden sınıf arkadaşım Hacettepe rektörü YÜKSEL BOZER vardı. Ben Ankara Hukuk fakültesinden bir profesör (Adını hatırlayamıyorum) ile beraberdim. İki saat süren bu açık oturumda  açıkça belki biraz sertçe, çok net bir yaklaşımla  YÖK eleştirisi yaptım. Oturum sona erince elimdeki üniversitelerden gelen şikayetlerle dolu kabarık bir dosya ile “bakın ne çok şikayet var” diyerek Doğramacı’ya yaklaştım. Hemen dosyayı elimden alıp ters çevirdi ve bana “Coşkun bey siz benden ne istersiniz sizin için ne yapabilirim? “dedi. Bu bir bakıma sizi hangi pahaya satın alabilirim demekti. Sayın YÖK başkanının bu tür davranışlarına yabancı değildik.. Çok ünlü çok marifetli Hacettepe’yi kuran İhsan Doğramacı’nın bu özelliklerini umursamadan övgü alıyor olmasını yadırgamışımdır. Özellikle Hacettepe’lilerin bir bölümü bu övgüleri paylaşanlardır. Üniversiteye Heykeli de dikilmiştir.

.Meclise gidiyor ve komisyonlardaki üyelere vaatlerde bulunarak çocukların torunlarına bakarak bütçeden Hacettepe’ye en büyük payı elde ettiği biliniyordu. TV programına büyük övgüler geldi ama yergi ve kınamalar da hiç az değildi. Benim için en çarpıcı ve üzüntü ile belirteceğim kınama  Türkiye’nin en ünlü çokça övdüğümüz  klasik müzik sanatçılarının telgrafı olmuştur. Bu telgraf fakülte dekanına da gönderilmişti. Bazı diğerleri gibi. Gürer Aykal, Suna Kan, Gülay Uğurata, Ersin Onay ve Ayten Gökçer’in adları ile… Doğramacı bana TRT de vaad ettiği  destek  ve ayrıcalığı hiç kuşkusuz onlar için sonuna kadar kullanmıştır. Bu değerli sanatçılar Doğramacı’nın gerçek kişiliğini anlayamamış, üniversitelerimiz için neye mal olduğunu  öğrenmemişlerdir. Onlar gibi Doğramacı’yı ve YÖK’ü öven beni kınayan mektup ve telgraflar da aldım. Bu insanlar acaba gerçekleri sonraki yıllarda öğrenmiş  olabilirler mi?

Bu yazı sanatçılarımız  için sürpriz olmasın isterim. Onlarla yayından önce konuşacağım. YÖK üniversitelerimiz için büyük bir talihsizliktir, bakın hala o rolü oynamaya AKP yönetiminde devam ediyor. Bilim teknolojide ve Sözcü’de anlatan yazarlar oldu. Ne kadar hazin, para  karşılığı yüksek lisans, doktora tezi hazırlayan  şirketler var. Bu şirketlerde görev yapan profesörler de var. Tek yayını olmayan çok sayıda rektör var. Bilim, 200 yıldır ateistlerin etkisi altındadır diyen rektörler de var. Şu güzelim Boğaziçi Üniversitesini ne hale getirdiler. Atanmış profesörler rahatça koltuklarında  oturuyorlar…

Prof. Dr. Coşkun Özdemir

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DOĞUNUN EKSPRESİ

    25 Nisan 2022 Köşe Yazıları

    Cumhuriyetin kuruluşunun hemen sonrasında yurdun dört bir tarafının demir ağlarla örülmesi projelerinden birisiydi Kars demir yolu projesi. Bu kararla birlikte yapılan projeler sonrasında İstanbul Haydarpaşa’dan hareketle Kars’a kadar uzanan bir yolculuk aracıydı doğuya giden ekspres yani şimdiki adıyla Doğu Ekspresi.      O yıllarda otobüs vb. ulaşım araçları olmadığından çok değerli bir ulaşım biçimi olarak duruyor bu demir yolu aracı. Doğu batı arasında diğer bir ulaşım aracı da Karadeniz üzerinden yapılan Gemi taşımacılığıymış. İnsanlar...
  • ORTA DİREK YIKILIYOR

    04 Nisan 2022 Köşe Yazıları

    Direk, bir yapıyı ayakta tutmaya yarayan dikmelerdir. Yani bir binada çatıyı taşımaya yarar. Bu tür yapılarda çok direk vardır. Köşelerde ve ortalarda bulunurlar. Ancak, bir direk vardır ki o olmadan binanın ayakta kalması mümkün değildir. Bu direğe orta direk denir. Orta direk daha sağlam ve kalın olur ki tüm yapıyı taşıyabilsin. Betondan yapılarda da bu direk merkez konumunda olduğundan çok önem taşır.      Evet, buraya kadar gerçek anlamlı bir direk kavramı üzerinde durdum. Ancak, şimdi biraz daha benzetme ya da uyar...
  • Körler Sağırlar

    26 Mart 2022 Köşe Yazıları

    Kör ya da sağır, her ikisi de bedensel engel demek. Biri görme diğeri işitme engelli. Mesele bu engeller değil, mesele birinin diğerini ağırlaması ya da suçlaması. Şu sıralar en çok da Anadolu’da kullanılan birkaç atasözünü uygun durumdan bahsedeceğim. “Körler, sağırlar birbirini ağırlar. “Çok anlamlı bir söz olsa ki, Anadolu’da çok kullanılıyor. Hala da günümüzde ağırlıklı kullanılmaya devam ediyor. Buradan mecaz bir anlam çıkarmak gerekirse ikisinin de engelinden dolayı doğru davranamayacaklarıdır. Bir başka atasözü daha var. “Kör köre...
  • YÖK ve DOĞRAMACI Üniversiteler İçin Neye Mal Oldu?

    11 Mart 2022 Köşe Yazıları

    12 Eylül 1980  darbesi  hem demokrasi çabaları içindeki  Türkiye Cumhuriyeti  hem de üniversitelerimiz için ciddi bir tahribat  nedeni olmuştur. Ben bu tarihte İstanbul Tabip Odası başkanıydım. Oda kapatıldı, ben gözaltında karakolda sabah ve akşam 7.30 da imza attım.   Türkiye'nin  kaderinde  büyük rol oynamış  dünyaca tanınan  ünlü bir akademisyen  Prof.Dr. İHSAN DOĞRAMACI  Türkiye  üniversitelerini bu faşizan  yönetim paralelinde adeta yeniden yapılandırmış  ...