logo

SAADET GARAN ‘TOPRAK SEVGİSİ’

SAADET GARAN ‘TOPRAK SEVGİSİ’

Küresel ısınmaya bağlı olarak meydana gelen iklim değişikliği dünyadaki canlıların yaşamını kaybetmesine, milyonlarca insanın evini, yurdunu kaybetmesine yol açıyor.

Recep Kenan/itvhaber.com

Saadet Garan, gramında milyonlarca mikroorganizma barındıran, birçok canlıyı koynunda besleyen ekolojik döngülerin ilk istasyonu ve eşi bulunmaz bir yaşam mekanı olarak nitelediği “Toprakana”yı konu alan bir yazı kaleme aldı.

Buzulların erimesiyle canlıların karşı karşıya kaldığı dramatik yaşam koşullarının gözlenmesi ve bilim insanlarının öngörüsüyle dikkat çekilen dünyanın su rezervleri dengesini tehlikeli bir şekilde bozmakta, küresel ısınmaya bağlı olarak meydana gelen iklim değişikliği de binlerce insanın yaşamını kaybetmesine, milyonlarca insanın evini, yurdunu kaybetmesine ve milyonlarca dolarlık maddi zararlarla sellere, kasırgalara maruz kaldığını kaydeden Saadet Garan,  bu olaylarla doğal yaşam mekanları olan ekosistemlerin dengelerinin bozulmakta ve bu ortamlarda barınan canlıların güç yaşam koşullarıyla baş edememekte olduğunu ifade ediyor.

Saadet Garan’ın “TOPRAK SEVGİSİ” başlıklı yazısı:

 “ Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez!” M.Kemal Atatürk

 Üzerinde yaşanacak toprak yoksa sevgi tohumlarını nereye ekebilirsiniz?

Ekip, biçemeyeceğiniz toprak örtüsü kalmayınca ,çantanız dolu para bile olsa  satın alacak besin  bulabilecek misiniz?

Birleşmiş Milletler çatısı altında çalışan birçok değerli bilim adamları ve uzmanlardan oluşan çalışma gruplarının son yirmi yılda elde ettikleri bulgular çok önemli ve şaşırtıcıdır. Kıta büyüklüğüne yakın buzul kütlelerinin erimesi, buna bağlı olarak kutuplardaki canlıların karşı karşıya kaldığı dramatik yaşam koşulları inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

Dağlardaki buzullarda binlerce yıllık tarihlerinde görülmemiş bir şekilde hızla eriyip dünyanın su rezervleri dengesini tehlikeli bir şekilde bozmakta, küresel ısınmaya bağlı olarak meydana gelen iklim değişikliği de binlerce insanın yaşamını kaybetmesine, milyonlarca insanın evini, yurdunu kaybetmesine ve milyonlarca dolarlık maddi zararlarla sellere, kasırgalara maruz kalmakta.  Bu olaylarla doğal yaşam mekanları olan ekosistemlerin dengeleri bozulmakta ve bu ortamlarda barınan canlılar güç yaşam koşullarıyla baş edememekte.

1979‘dan beri yapılan iklim zirveleri her beş yılda bir kez kamuya duyulan ID Değer Raporu insanlığın gerçekten küresel bir afetle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Son yıllarda yaşanan dondurucu soğuklar ve şiddetli kış koşulları bilim araştırmalarının bu ürkütücü raporlarını dikkate alarak gerek hükümetlerin, gerek uluslararası kuruluşların ve her bireye önemli görevler düşmektedir. Yaşadığımız dünyayı kurtarmak için, sadece karşıdan bakıp kritik etmekle vakit kaybetmeyelim. Doğayı aktif olarak koruma eylemlerini gerçekleştirelim. Çünkü doğa insan yardımı olmadan eski sağlığına kavuşamaz.

Şimdi yaşanabilir bir dünya için yapılacak her duyarlı davranış aynı zamanda gerçek insanlığımızın ortaya konuşu olacaktır.Haydi bu davete katılın.!

    ÖLÜMDEN YENİ BİR YAŞAM

Orman ağaçları, yaprak dökümüyle bir hektarlık orman toprağına 3-4 ton organik madde kütlesi vermektedir ve bunlar orman toprağının üzerini bir yorgan gibi örter. Buna “örtü” denir. Bu ölü örtü milyonlarca toprak mikroorganizmasını kışın soğuğundan korur ve öte yandan da bu toprak canlıların besin kaynağını oluşturur. İşte bu sürece ekolojide  “Ölümden yeni bir yaşam” denir. Ölü örtüden oluşan “humus” toprağa karışınca toprak zenginlik kazanır. Yağış sularını sünger gibi emer, suyu depolar ve yüzeysel akışla suyun akıp gitmesini engeller.

   PEKİ YA  TOPRAK ?

Toprak insan ve diğer canlıların en önemli yaşam temellerinden biridir ve yenilenemeyen bir doğal kaynaktır.

Toprak, bitki, hayvan ve mikroorganizmaların doğal konutu ve besin kaynağıdır. Toprak yağış sularının doğal süzgeci ve yer altı sularının deposu, madenlerin hazinesidir. Kültür ve doğa tarihinin arşividir. Toprak ölümün sessizliğini ebedileştirmek için yerküremiz üzerine giydirilmiş paha biçilmez bir elbisedir. Ve toprak uğruna kan dökülüp can verilen “vatan” adı altında bayraklaşmış kutsal ve ulusal bir servettir.

İşte bu yüzden;

Gelin toprağı korumak için yenilenenbilen doğal enerji kaynağı olan ormanları çoğaltalım. Toprağın erozyonla akıp gitmesine tek çare olan ormanları kuralım.

Tarım topraklarının güvencesi, yurdun su, insanların sağlık ve sıhhat kaynağı olan ormanlarla saralım her yeri.

“Toprak bozulması bir çok ülkenin ekonomik refahına yönelik temel bir tehdit oluşturmaktadır.” H.Renner

Kentleşme ve endüstrileşmeyle gelen toprak kaybı, ekili toprak alanı kayıplarının nedenlerinden olan kentleşme ve endüstrileşme sürecidir. Tarım alanlarının nasıl beton yığınlar haline dönüştüğünü gün be gün seyretmekteyiz. Tarım alanlarının korunmasını zorunlu hale getiremezsek yarınlarda servet bile ödeseniz satın alacağımız gıdalar olamayacak.

     Toprak Kaybı ve Niteliklerinin Bozulmasının Yarattığı Sorunlar Nelerdir?

Dünyada her yıl  24 milyar ton üzerinde toprağın erozyonla yok olup gitmesi, tarımda kullanılan kurak toprak alanlardan % 70’inin iyi niteliklerini yitirmiş bulunması, yaşanan ve yaşanacak olan sorunların boyutunu gösteren sadece

İki sayısal değerlerdir. Bütün bunlar sorunun çözümünde karşılaşılacak teknik güçlükleri göstermektedir. UNEP’ in tahmin ettiği 42 milyar dolarlık çölleşme maliyeti ise, finans konusundaki güçlüklerin boyutunu göstermektedir. O nedenledir ki aç ve yoksul birçok insan yeterli destek ve yardımı göremediği için kendi sorunları ile baş başa kalmışlardır. Bu insanların kendi geleceklerini tayin etme bakımından fazla bir şansları bulunmadığı da bir gerçektir. Bu günün yüksek uygarlık düzeyi ve teknolojik gelişme hızının şaşılacak derecelere ulaşmasına karşın, zamanımızda açlıktan ölen binlerce insanın bulunması, binlerce yıl önce yaşanan acı tarihsel gerçeklerin yenilenmesi olasılığının bulunduğu korkusu yaratılmaktadır. Çünkü binlerce yıllık gelişmelerin tarihçesini inceleyen Lowdermilk (1998) in ifade ettiği gibi acaba “Toprakla uyum içinde yaşama başarısızlığı” geçmişte olduğu gibi bu günde yinelenmekte midir? Bütün dünyada nüfus artışına ve diğer etkenlere bağlı olarak besin maddesine talep tırmandıkça dünya kendi topraklarını sömürmekte, yenilenebilir bir kaynağı yenilemez bir hale getirmektedir.

 SU KAYNAKLARININ YOKOLUŞU VE SU KRİZİ

Toprak niteliklerinin bozulmasına neden olan süreçler, yalnız akut toprak kaybına değil, çok kıt ve yaşamsal düzeyde önemli olan su kaynaklarının da azalmasına neden olmaktadır. Bazı bilim adamlarına göre, gelecek yüzyılda savaşların en önemli nedeni su olacaktır. Yeryüzünde 1,7 milyar insan içme suyu, 1,3 milyar insan da kullanma suyu sıkıntısı çekmektedir. 400 milyon çocuk içecek temiz su bulamamaktadır. Su kaynakları azalırken, su gereksinimi her 21 yıllık dönemden sonra iki katına çıkmaktadır. Bu karamsar tablo göz önünde bulundurulursa sık sık duyulmaya başlayan şu ifadelerin anlamı daha iyi anlaşılır:

Su kaynaklarının kullanımındaki anlaşmazlıklar, bir savaş nedeni olabilecektir.

Su, uluslararası stratejik bir madde haline gelmiştir.

Su konusu, günümüzde artık uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür.

                Toprak-Su İlişkilerinin Genel Değerlendirilmesi

Buraya kadar yapılan açıklamalardan kolayca anlaşılacağı üzere su, yalnız insanlar için değil, tüm canlılar için yaşamsal düzeyde önemi olan bir doğal kaynaktır.Yararlanılabilecek su miktarı çok kıt bir doğa verisi olarak nitelenebilir.  Esasen kıt olan bu doğal kaynak, insanların diğer olumsuz etkileri yanında, toprak özelliklerini bozmalarıyla da kayıplara uğramaktadır. Su kaynaklarının doğrudan doğruya veya dolaylı yollarla yok edilmemesi için su kaynaklarıyla iyi toprak özelliklerini özdeşleşmiş olarak kabul edip, toprak korumanın, su koruma anlamına geleceği bilincine erişmemiz gerekmektedir. Ayrıca su ve toprağın, tüm canlıların yaşam temellerini oluşturan iki temel taşı olduğunu aralarındaki çok yönlü ekolojik ilişkileri daima göz önünde bulundurmak ve korunmaları için bireylerden, resmi ve sivil kuruluşlara kadar önemli görevler düştüğünü unutmamak gerekir. Bunun için bu iki doğal kaynaktan yararlanmayı, ekolojik dengeyi bozmayacak şekilde yapmak zorundayız.

BESİN VE BESLENME BUNALIMININ NEDENLERİ

Toprağın bozulması veya tamamen kaybolmasının olumsuz ekolojik sonuçlarından biri de küresel çapta açlık krizinin meydana gelmiş olmasıdır. Nedeni dünyada ekili alanların gittikçe daralıyor olması, mevcut tarım alanlarının ürün veriminin azalması, nüfus artması. Ekonomik gelişme sürüyor; araziden amaç dışı yararlanma sürüyor; tahıl fiyatları gittikçe yükseliyor. Bütün bunlar, küresel ekonominin dayandığı ekolojik destek sistemlerinin bozulduğunu ve sürdürülebilir yaşamın bir kısır döngü içine girdiğini gösteriyor.

TOPRAKANA’NIN  SON UYARILARI

Beni iyice tanıyınız.

Beni seviniz ve koruyunuz.

“Toprakana” olarak ben bir gramında milyonlarda mikroorganizma barındıran, diğer birçok canlıları koynunda besleyen ekolojik döngülerin ilk istasyonu ve eşi bulunmaz bir yaşam mekanıyım,

İşlevsel değerleri ölçülemeyecek kadar çok yönlü yararlar sağlayan gen rezervlerinin deposuyum.

Çayır, mera, orman gibi doğal servetlerin; tahıl, sebze, meyve, bağ-bahçe, endüstri bitkileri gibi özel kültürlerin yetişme ortamıyım.

Temel yaşam maddelerinden biri olan suyun süzgeci, deposu ve dağıtım istasyonuyum.

Doğalgaz, petrol, jeotermal enerji, taban suları, madenler gibi doğal kaynakların ambarıyım.

Açlık ve susuzluğun çaresi ve biricik ümit kapısıyım.

Atalarınızın kanı ile sulanıp yoğurulmuş , “Vatan” adı altında bayraklaşmış, gelecek kuşaklara devredilmek üzere yaratılmış, ulusal ve kutsal bir varlığım.

Ayaklarının altındaki toprakları kayıp giden uluslar, ayakta duramazlar. Türk ulusu olarak biz ve küreselleşen dünyada bütün insanlar dimdik ayakta durmak istiyorlar. Onun için topraklar sevilmeli ve korunmalıdır.

Açlık bunalımının ortadan kaldırılmasının tek yolu, her ülkenin “ekmek” için dışa bağımlılıktan kurtulmasıdır. O nedenle bütün dünyada benim korunmam için tüm dünya insanları birbirine yardım etmelidir.

Doğal kaynaklarını, kalkınmasının ve az gelişmişlikten kurtulmanın temeli olarak kabul etmeyen ulusların alın yazısı geri kalmışlık ve fakirliktir. Bu alın yazısına sahip olmak istemeyen her ülke tüm doğal kaynaklarını  ve dolayısıyla topraklarını korumak zorundadır.

Toprağın, kendi açıkladığı niteliklerinin önemine inanarak, onu bu karakteristikleriyle tanımaktan gerekçeli koruma önerilerini kabul edip yerine getirmekten başka çaremiz var mıdır? Ne dersiniz?

Büyük Kulüp, geleceğimiz için, çalışmalarına çok anlamlı bir halka daha ekledi. Tema İşbirliği ile çocuklarımıza , torunlarımıza gururla anlatacağımız bir dev mirasımız olacak. Hatıra ormanımız için duyarlılığınıza gönül dolusu teşekkürler.

Sevgi ve saygılarımla.

Etiketler: » » » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ