Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

Cafer Kayadibi

Cafer Kayadibi
cafer.kayadibi@gmail.com
Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu
  1. Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu
    1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece “depoya benzin konulmasının unutulması” gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler “Yürümedi” diye atıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir “algı mühendisliği” görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet adamlığı kimliğiyle yola çıkan bir liderin ürettiği siyasi projelerden ziyade, üzerine yapıştırılan “seçim kazanamıyor” etiketi, tıpkı Devrim’in deposundaki eksik benzin gibi, aracın (siyasi hareketin) ne kadar yol katettiğini görmezden gelmek için bir bahane olarak kullanıldı.

  1. Kuşatılmış Bir Mücadele Hattı
    Devrim otomobili sadece teknik zorluklarla değil; ithal lobileriyle, statükoyla ve “biz yapamayız” diyen aşağılık kompleksiyle savaştı. Kılıçdaroğlu’nun yolculuğu da benzer bir çoklu cephe savaşına sahne oldu:

Sistem Direnci: Adalet Yürüyüşü’nden itibaren karşısına dikilen yargı barikatları, devlet aygıtının tarafsızlığını yitirmesi ve bürokrasinin hantal yapısı, onun “hukuk devletini geri getirme” motorunu durdurmaya çalıştı.

Güvenlik ve Terör: Çubuk’taki linç girişimi, Artvin’de konvoyuna yapılan saldırılar ve terör örgütlerinin hedefi haline gelmesi, mücadelesinin fiziksel olarak da ne kadar ağır bedeller gerektirdiğini gösterdi.

  1. İçeriden Gelen Darbe: “Hançer” ve Zoom Toplantıları
    Devrim otomobilinin üretim süreci bittiğinde, projeyi asıl bitiren dış güçler değil, yerli sermayenin ve içteki lobi faaliyetlerinin projeye sahip çıkmamasıydı.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi serüvenindeki en “hazin” benzerlik ise son dönemde yaşandı. Yıllarca beraber yol yürüdüğü, “evladım gibi” dediği veya siyasi arenada varlık göstermeleri için her türlü riski aldığı isimlerin; gizli Zoom toplantılarıyla, delege oyunlarıyla ve seçim sonrası takınılan tavırlarla sergiledikleri tutum, siyasi literatüre “sırtından hançerlenme” olarak geçti. Devrim arabasının deposundaki benzini boşaltanlar ile Kılıçdaroğlu’nun en kritik anında altındaki zemini kaydıranların yöntemi aynıydı: İçeriden müdahale.

Hazin Ortak Son: Rafın Tozlu Sayfaları
Bugün Devrim otomobili, Eskişehir’de bir müzede “neler yapılabileceğinin ama nelerin engellendiğinin” sessiz bir tanığı olarak duruyor. Kemal Kılıçdaroğlu da, Türkiye’nin en geniş tabanlı demokrasi ittifakını kurmuş, helalleşme kültürünü başlatmış ancak kendi ekibi ve kurulu düzen tarafından tasfiye edilmiş bir lider olarak siyaset tarihindeki yerini aldı.

Her iki hikayede de ortak olan şudur: Türkiye’de bir şeyi “başarmak” yetmez; o başarıyı içerideki iş birlikçilere ve kurulu düzenin muhafızlarına karşı korumak, bazen o şeyi üretmekten çok daha zordur. Devrim’in motoru nasıl hala çalışır durumdaysa, Kılıçdaroğlu’nun ektiği “uzlaşı ve demokrasi” tohumları da bir gün mutlaka meyve verecektir; ancak her ikisinin de yarım bırakılmış olması, bu toprakların en büyük trajedisidir.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...