logo

Sadık Kayhan, ‘Vicdani Sorumluluktan Nasıl Kurtulacaklar?’

Sadık Semih Kayhan: “Riskli binaların yenilenmesi için gerekli ve yeterli yasal düzenleme yapmayan, tedbir almayan kamu görevlileri, vicdani sorumluluktan nasıl kurtulacaklar?”

Recep Kenan/itvhaber.com

Yasal sorumluluklarından kurtulabilirinin altını çizen Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Semih Kayhan www.itvhaber.com ‘a yaptığı açıklamada; “Yasal sorumluluklardan kurtulan yetkili makamlarda oturan insanlar, vicdani sorumluluktan nasıl kurtulacaklar? Diye sordu.

1998 yılından önce yapılan binaların risk altında olduğu gerçeğine işaret eden Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Semih Kayhan, devletin tedbir alma görevi olduğunu hatırlatarak; “Bina stoku veya alt yapı açısından bölgenin riskli olduğunu biliyorsanız, bu tedbirleri almak görevleri arasında olmalıdır. Yerel yönetimler de içerisinde olmalıdır.” Dedi.

Olası İstanbul depremi ve risklerini Recep Kenan aracılığı ile www.itvhaber.com okurları ,için değerlendiren Sadık Semih Kayhan, “Devlet riskli binaların tahliyesi durumunda sosyal, ekonomik ve teknik yönünü düşünerek proje geliştirip, yasal düzenlenmeler yapılıp, önleyici tedbirler alınmalıdır.” Diye konuştu.

Sadık Semih Kayhan Recep Kenan aracılığıyla www.itvhaber.com okurları için yaptığı olası büyük İstanbul depremi ile ilgili değerlendirmede şu ayrıntılara yer verdi:

Ataşer Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Semih Kayhan deprem değerlendirmesi.

Gepostet von Recep Kenan am Dienstag, 1. Oktober 2019

YETKİLİLER VİCDANİ SORUMLULUKTAN NASIL KURTULACAKLAR?

Tespit edilemeyen veya tespit sonrası binaların yenilenmesi için gerekli ve yeteri kadar yasal düzenlemeyi çıkarmayan, ya da tespiti kolaylaştırıcı tedbirleri almayan veya aldırmayan kamu görevlileri, olası depremde; bina tespit edilemediği için belki yasal sorumluluklarından kurtulabilirler. Yetkili makamlarda oturan insanlar vicdani sorumluluktan nasıl kurtulacaklar? Çünkü bu deprem gerçeği bu günün işi değil. İstanbul deprem 30 yıldan beri gündemde olan bir gerçek.

OLASI İSTANBUL DEPREMİ 35 YIL ÖNCEDEN TESPİT EDİLMİŞ

Olası İstanbul depremi yeni, bu günün olay değil. Çok eskiden beri bilinen, 35 yıl önceden devletin ilgili kurumları ve araştırmacılar tarafından fayların tespiti yapılmış, tarihteki periyodik depremler incelendiğinde de yaklaşık olarak hangi zaman aralığında depremin olacağını tespit etmişler.  Bu zamanda 5-10 yıl sarkmalar olabilir.

İSTANBUL 1. DERECE DEPREM BÖLGESİNE ALINDI

Bu gerçekten yola çıkarak, İstanbul 1998 yılında yapılan yönetmenlikle 1. Derece deprem bölgesine alınmış. 1999 depremi öncesinde yapılan binalar ile sonrasında yapılan binalar arasında bir değerlendirme yaptığımızda; gerek donatı alanlarında, gerek kesitlerde yüzde 30’lara varan fark çıkmış. Bunun anlamı; çok özel proje üretilmemişse, 1998 yılından önce yapılan binaların hiçbir tanesi 1. Derece deprem bölgesine göre yapılmadığı için bu gün yapılan hesaplamalara göre eksik. Güçlendirmeye yada yeniden yapılmaya ihtiyacı var. 1998 yılından önce yapılan binaların risk altında olduğu gerçeği var.

200’LÜ YILLAR SONRASINDA İSTANBUL’DA BİRİKEN ENERJİ AÇIĞA ÇIKIYOR

Türkiye’de yapılan istatistikler var. 1509 yılında çok büyük bir deprem oluyor. Depremde oluşan tsunami surları bile aşıyor. Ve, o günkü koşullarda 5 bin can kaybı 10 binin üzerinde yaralı var. O zamanki nüfus yoğunluğuna göre çok büyük bir deprem… Yine, 22 Mayıs 1766’da çok büyük bir deprem oluyor. 4 bin civarında ölü var. Yine bir çok bina yıkılıyor. Su kemerlerinde hasarlar meydana geliyor. 1894 yılında büyük bir deprem daha oluyor. Ortalamasına baktığınız zaman 200’lü yıllar sonrasında İstanbul’da biriken enerjinin açığa çıktığı bilim adamları tarafından tespit ediliyor.

İSTANBUL’DAKİ YAPI STOKUNUN YÜZDE 70’İNİN RİSK ALTINDA

İstanbul’da şiddetli bir depremin olacağı eskiden beri biliniyor olmasına rağmen gerek yapı stoku, gerekse alt yapı açısından deprem konusunda insanların bilinçlendirilmesi için, yerel ve genel anlamda yeterli çalışma yapıldığını söylemek mümkün değil. İnşaat Mühendisleri Odası’nın yaptığı araştırmada ve yapı stoklarımıza baktığımız zaman, İstanbul’daki yapı stokunun yüzde 70’inin risk altında olduğunu biliyoruz.

KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARINDA CİDDİ ADIMLAR ATILMADI

Bu güne kadarki kentsel dönüşüm uygulamalarında ciddi adımların atılmadığını, proje üretilmediğini görüyoruz. Emsalli yerlerde emsal artışı ile bina yenilemeleri yapılmış, yapılmaya da devam ediliyor. Buna -kentsel dönüşüm- demek mümkün değil. Devletin de projelendirme ve katkısıyla bir bölgeyi toptan yenileme örneğini çok fazla görmüş değiliz. Emsalli yerlerde yenileme mümkün olabilir. Emsal artışı mümkün olmayan, bitişik nizam yerlerde mümkün değil.

DEVLET KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİ İLE GİRMELİ

Bağdat Caddesi’nde rantı yüksek ve emsal artışı olduğu için müteahhit binaları yeniliyor. Ama kenar mahallelere geldiğiniz zaman böyle bir şansınız yok. Kadıköy’de Moda, Caferağa gibi emsal artışı olmayan, kat sınırlaması olan yerlerde bir tane bina yenilemesi göremezsiniz. Çünkü, şöyle bir beklenti var; vatandaş aynı dairesini alacak, müteahhit de kar edecek… Böyle bir çözüm olmaz. Geriye devlet politikası olarak buralara –kentsel dönüşüm- projeleri ile girmesi kalıyor. Binaların yenilenmesinin önünü açacak tedbirlerin alınması…

YENİLEME İLE İLGİLİ KARARLAR ÇOĞUNLUK ARANMADAN ALINACAK

Vatandaşların da devletin de fedakarlık yapması gerekiyor. Nasıl fedakarlık? Vatandaşa evini yenilemesi için kredi olanakları açacak. Zorlayıcı bazı tedbirler de alacaksınız. Binanın ilgilisi dayanıklılık testi yapmıyorsa, gerekirse devlet yapacak. Binanın risk altında olduğu kabul ediliyorsa; yıkımla ilgili sıkıntı yok, yenileme ile ilgili kararları çoğunluğu aramadan alacak.

BURADA BİR ADALETSİZLİK SÖZ KONUSU

Kartal’da yaşanan bina göçmesi sonrası riskli binaların hemen tahliyesi ile ilgili alınan kararlar ve kararların uygulanmasının çabuklaşması var.  İstanbul’daki yapı stokunu biliyoruz. Yüzde 70’i risk altında olan İstanbul’daki binaların önemli bir kısmının tespitinin yapılmadığını biliyoruz. Yenisahra’daki örnekte olduğu gibi; bazı binalar tespitlerini yaptırmışlar. Bunlar için yasal işlemler hemen başladı. Mecburiyetimiz de var. Yandaki bina ondan çok daha fazla risk taşıyor. Müracaat olmadığı için oturulmaya devam ediliyor. Burada bir adaletsizlik söz konusu…

 

BÖLGENİN RİSKLİ OLDUĞUNU BİLİYORSA TEDBİR ALMAK DEVLETİN GÖREVİ

Bina stoku veya alt yapı açısından bölgenin riskli olduğunu biliyorsanız, bu tedbirleri almak görevleri arasında olmalıdır. Yerel yönetimler de içerisinde olmalıdır.

VATANDAŞ BAŞININ ÇARESİNE BAKMA DURUMUNDA

Nüfus açısından tahliye ettiğiniz binada vatandaşın; “ben buradan çıkıyım, bana barınacak ev imkanı tanıyor musunuz?” sorusuyla karşılaşırsınız. Bina müteahhide verilmediğine göre kira yardımı yapılabiliyor mu? Hayır. Ne yapıyoruz? Vatandaşın eşyasını kapının önüne koyuyoruz. Can güvenliği gerekçesiyle tahliye ediyoruz. Belki bir iki gün misafir ederiz. O da uzun süreli olmaz. Vatandaş başının çaresine bakma durumuyla karşı karşıya kalıyor.

SOSYAL, EKONOMİK VE TEKNİK YÖNÜNÜ DÜŞÜNÜLEREK PROJE GELİŞTİRİLMELİ

Devlet durumun sosyal, ekonomik ve teknik yönünü düşünerek proje geliştirip, yasal düzenlenmeler yapılıp, önleyici tedbirler alınmalıdır.

Depremden ölmemenin iki tane yolu var. Bunlardan bir tanesi; güçlü binalarda oturmak. Yaradan Japonları daha mı çok seviyor da depremde hayatta kalıyorlar. Sağlam binalarda oturdukları için 7,5 şiddetindeki depremde hayatta kalmayı başarmışlar. Bizim gibi ülkelerde daha düşük şiddetteki depremlerde yıkım oluyor. Bu konuda gerekli gayretin gösterilmediğini düşünüyorum.

30 – 40 YIL OTURDUĞU EVİNİ YENİLERKEN HATTA DAHA FAZLASINI İSTİYOR

Vatandaş ta evini alıyor 30 – 40 yıl oturuyor, evini yenilerken aynısını, hatta daha fazlasını istiyor. Bu da doğru bir yaklaşım değil. Vatandaşın gerektiğinde fedakarlık etmesi lazım.

DEPREMDE YETERİ KADAR ÖNLEM ALACAK BİLİNÇ OLUŞTURULMALI

Depremden ölmemenin ikinci şartı; Deprem sonrası Adapazarı ve İzmit’te yapılan tespitlerde, ölümlerin çok büyük bir kısmının, yüzde 20 – 25 gibi kısmının depreme bağlı olmayan ölümler olduğu ortaya çıktı. Yani eşya kullanımı yada yanlış bilgilerden kaynaklanıyor. Dolap devriliyor, altında kalıyor ölüyor. Hafif yaralanmalarda yeterli olmayan veya eksik ilk yardım nedeniyle ölümler oluyor. İlk okullardan başlayarak, aile içi eğitimler de dahil eğitimler verilmeli. Yangın tüpünün nasıl kullanıldığı çocuklara öğretilmeli. Depremde yeteri kadar önlem alacak bilincin oluşturulması gerekiyor.

Deprem sırasında ve sonrasında nasıl korunacağı, nelerin yapılacağı, yaralılara nasıl müdahale edileceği, ilk yardımın nasıl yapılacağını bilmemiz gerekiyor. Ataşehir Belediyesi’nin AKUT (Arama Kurtarma) ekibi ile ortak enstitü kurduk. Okullarda bilinçlendirme çalışmaları yaptık. Bizim bir kere yapmamız yetmiyor. Sürekli yapılmalı. Toplumumuz da bu tür çalışmalara ilgisiz. 300 kişilik bir toplantı hazırlığı yapıyorsunuz 30 – 40 kişi geliyor. Televizyonlarla da aileye girmemiz gerekiyor. Deprem gerçeğini de unutmamız gerekiyor. Deprem oluyor 3 – 5 gün konuşuyoruz, 1-2 ay geçiyor sonra unutuluyor.

KAÇIP KURTULMAYI BIRAKIN, AYAKTA DURMA, HAYATTA KALMA ŞANSIMIZ OLMAYA BİLİR

Depremle ilgili son günlerde en çok tartışılan –Toplanma Alanları- özel donanımları olmayan yeşil alanların olduğu ortaya çıkıyor. Standart bir toplanma alanında olması gerekenler; Tuvalet, su, banyo, ilk yardım alanları, barınma ve erzak depolama için uygun yerlerin olması gerekiyor. İstanbul’un gerçeği deprem ile ilgili tedbirler yetkili makamlar tarafından alınır ve halkımız da fedakarlığa hazır olur. Unutulmasın olası İstanbul depremi, son yaşanan 5.9’lik depremin 80 – 100 katı olacak. Kaçıp kurtulmayı bırakın, ayakta durma şansımız olmayabilir. Hayatta kalma şansımız olmaya bilir.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ