logo

Kurşun gibi ağır!..


Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com

Mordoğan’da yazlıktayım. Her gün sevgili komşum Demet ile yürüyüş yapıyoruz, denize giriyoruz. Sözümüz, sohbetimiz bitmiyor maşallah. Pek çok ortak konumuz var. Birini anlatırken öteki geliyor aklıma, hemen ona başlıyorum. Kimi konularda kahkahalarla gülerken kimi konularda ise hüzünleniyoruz.
Geçen gün yine bir ara öyle oldu. “Ayvalık’a kadar gelmiş müsilaj” deyiverdi. Aniden yüreğim “hop” dedi!.. İçim sızladı, ürperdim, korktum. Öyle ya… şu sağımızda, solumuzda balıklarla birlikte yüzdüğümüz pırıl pırıl muhteşem deniz balçık salyalarla kaplanacak!.. Düşünmek bile korkunç… Dilerim bir an önce temizlenir… Daha doğrusu nedenleri ortadan kaldırılır!..
Bu arada yalnız musilaj mı? 
Mavi vatan denizlerimize pek de farkında olmadan ettiğimiz kötülüklerden daha neler var, neler!..
Öncelikle denizin kıyısında muhteşem manzaraya karşı keyifle çekirdeğini yiyip kabuğunu oracığa bırakanlar, sigara içip izmaritini kuma saplayanlar… Pet şişesini, cipsinin poşetini atanlar… ne diyeceğimi bilemiyorum artık onlara… Sonra da pis bulunca en çok onlar şikayet ederler… suçu kendilerinde aramazlar…

Hani laf lafı açar derler ya… düşünce de düşünceyi getiriyor bende. Çocukluğum geldi aklıma…
Rahmetli babam balık avı hastasıydı. Rize’deydik o yıllar. Babam bankada çalışıyor… Ben yedi sekiz yaşlarındayım. Sabah uyanıp mutfağa koştuğumda tezgahın üstünde dev gibi balıkları görür çok sevinirdim. Yok çocuk olduğumdan değil, gerçekten kolum gibi iri balıklardı. Lüfer,  kefal hatta günümüzde pek çok kişinin görüp tatmadığı, artık yok olmaya başlayan tepsi gibi kalkan balığı bile olurdu zaman zaman…
Bankadan çıkar çıkmaz acele ile eve gelir, akşam yemeğini yer, ekmek ve yemleme için mandıradan aldığı kokmuş çökelek ile oltasını kaptığı gibi, sanki kaçıyor gibi doğru denize koşardı. Gece geç saatlere kadar avlanır, sonra sessizce eve gelir yatardı. Sabah biz kalkınca da bu manzara ile karşılaşırdık…

Bir sabah yine annem tezgahta gördüğü kocaman lüferi hemen temizleyip dolaba koymak istemiş. Bıçağı kafasına sürünce koluna yediği şiddetli bir kuyruk darbesi ile bıçağı da balığı da fırlattığı gibi içeri kaçmış, korkudan bir süre mutfağa girememişti. Balığa acımış ama anneme çok gülmüştük…
Balık tutmak keyifli, ancak nesline zarar vermeden,  küçük gelirse geri suya bırakmak şartı ile… Ancak o oltanın ucundaki kurşun var ya, hani ağırlık için bağlanan. İşte hiç aklımıza gelmiyor ama o bir zehir. Doğaya, insan sağlığına zararlı. Olta taşa takılıp kopunca kurşun denizde kalıyor ve oradan zehir saçmayı sürdürüyor. Kurşun  bilişsel gelişmeyi bozabilmekte, öğrenme ve davranış sorunlarına yol açabilmekteymiş. Kurşun zehirlemesi şiddetli karın ağrısı, kusma, ishal, koma ve kasılmalarla kendini gösteriyormuş.
Cıva, arsenik, alüminyum, kadmiyum gibi ağır metaller vücuda besinlerle, içme sularıyla ve hava yoluyla buhar olarak girip yumuşak dokularda birikerek uzun yıllar kalırmış… Anneden çocuğa da geçebilir, çeşitli organ hasarları oluşturur, böbrekte birikir, zehirlenme ve hatta ölüme dahi neden olabilirmiş.
Araştırma yaptığımda yüzelli iş kolunda kullanıldığını görünce dehşete düştüm. Boya sanayiinde, cami kubbelerinde kullanılıyor, metal kahve değirmeninin içi bile kurşundan yapılıyormuş…
Biliyor musunuz en çok da solunum yolu ile alıyormuşuz.
Bu öyle bir hal almış ki iş kolu bile oluşmuş İstanbul’da.  Pek çok tekne artık Boğaz’da balık tutma ile uğraşmıyor, bu işi yapıyor, dalarak kurşun topluyormuş. Dört tekne günde seksen kg. kurşun çıkartıyormuş. Bütün tekneleri kabaca hesaplayınca bir buçuk ton civarı olduğunu söylüyorlar.
Bu yolla denizde kalan kurşun nedeni ile balıklar zehirleniyor, onları yiyen insan da zehirleniyor. İşte o yüzden derler ki dipte yüzen balıkları yemeyin…
Egzoz gazları da kurşun içerdiğinden yol kenarında biten otları asla toplayıp yemeyin diye de söylerler…
Balıkçılar parladığı için kullanıyorlarmış ama onun yerini tutacak elbet bir şey bulunur. Demir olsa zamanla çürür, kurşun çürümüyor da…
Avrupa’da bilinçli tüketici gerek bijuteri, gerek başka bir şeyi  “Kurşun içerir mi?” diye sormadan almıyormuş. Zaten kullanımı da yasakmış… Bizde pek çok yerde kullanılıyor. Sağlığımızı tehdit eden bu zehirli metalin kullanılması acilen yasaklanmalı… kullanım alanlarına düzenleme getirilmeli…
Kurşun gibi ağır tehlikenin büyüklüğünü görebiliyor musunuz?.. 

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BU TOPLUMU ATATÜRK’TEN SONRA AYDINLANMADAN AKIL ve BİLİMDEN YOKSUN BIRAKTINIZ!

    22 Temmuz 2021 Köşe Yazıları

    Münferit vakalar değil bunlar. Bunca yıl aldattınız artık devam edemeyeceksiniz. Cumhuriyet ve medenikanun karşıtı doktorun atamasını kim yaptı? Bunun bir önemi var mı? Bunlar her yerde her kurumda, diyanette, bakanlıklarda, yönetimde, devlet protokollerinde, üniversitelerde. Elimi sıkmayan tıp asistanı doktor, uzmanlaşacak. Onun “80 yaşındaki hoca erkekse elini sıkma” diyen bir inancı, bir Allahı var. Beyin lokalizasyonlarına “hocam bu anlattıklarınız dinimize aykırıdır, duygular heyecanlar beyinde olmaz, kalptedir” diye karşı çıkan beşin...
  • SMA-LILARA BAYRAM HEDİYESİ

    22 Temmuz 2021 Köşe Yazıları

    Gelin bu yıl SMA hastalarımıza bir bayram hediyesi verelim. Ha bu yıl geçti bayram yarın diyorsanız da sorun yok, önümüzdeki yıl için şimdiden planlayalım. Örneğin 23 Nisan 2022’de kutlanacak olan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda verelim bu hediyeyi. Zaten bağlantıların yapılması, paranın temini için de biraz zamana ihtiyaç var. Hani her yıl belediyeler, dernekler, vakıflar, bakanlıklar, şirketler, şahıslar vb. kişi, kurum ve kuruluşlar çeşitli yardım kampanyaları yaparlar ya işte bu yıl o kampanyaları sadece ama sadece bir y...
  • Kurşun gibi ağır!..

    19 Temmuz 2021 Köşe Yazıları

    Mordoğan'da yazlıktayım. Her gün sevgili komşum Demet ile yürüyüş yapıyoruz, denize giriyoruz. Sözümüz, sohbetimiz bitmiyor maşallah. Pek çok ortak konumuz var. Birini anlatırken öteki geliyor aklıma, hemen ona başlıyorum. Kimi konularda kahkahalarla gülerken kimi konularda ise hüzünleniyoruz.Geçen gün yine bir ara öyle oldu. "Ayvalık'a kadar gelmiş müsilaj" deyiverdi. Aniden yüreğim "hop" dedi!.. İçim sızladı, ürperdim, korktum. Öyle ya... şu sağımızda, solumuzda balıklarla birlikte yüzdüğümüz pırıl pırıl muhteşem deniz balçık salyalarla kapl...
  • Anadolu’dan Esintiler 3

    13 Temmuz 2021 Köşe Yazıları

    Aktaş Sınır Kapısı, tüneller ve bağlantı yolları Anadolu’dan Esintiler yazı dizimin bu bölümünde bölgemizin en önemli noktasına değinmek istiyorum. Çünkü bu güzergâh çok önemli bir ekonomik güzergâhtır. Özellikle de Tarihi Kara İpek Yolu Çıldır’dan Orta Asya’ya açılan kapıdan geçilerek varılır. Bu kapının adı da Çıldır-Aktaş Gümrük Kapısı’dır. 18 Ekim 2015 tarihinde üçüncü büyük gümrük kapısı olarak açılmıştır.      Çıldır-Aktaş Gümrük Kapısı aslında çok büyük bir ticaret hacmi olarak ülkeye girdi sağlayacak bir proj...