Son Dakika


Ataşehir Belediye Başkanı Murat Güneş’ten Kaymakam Eren Arslan’a Hayırlı Olsun Ziyareti
YUVAMIZ İSTANBUL, BUGÜNE KADAR 40 BİNDEN FAZLA ÇOCUĞA GELECEK OLDU
Can Dostlarımız İçin Doğal Yaşam Alanı Açıldı
2026 Dünya Kupası’nda Dev Eşleşme: Yarı Finalde Arjantin ve İngiltere Karşı Karşıya!
Filenin Sultanları Tarih Yazmaya Devam Ediyor: Üst Üste Sekizinci Kez VNL Finallerinde!
Süper Lig’de 2026-2027 Sezonunun Fikstürü Çekildi: Dev Derbilerin Haftaları Belli Oldu
Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938.
Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu.
Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, aynı zamanda umudunu, ilhamını, yol göstericisini kaybetmişti.
O an sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın kalbine kazındı. Dolmabahçe’nin odalarından yükselen hüzün, yalnız İstanbul’un değil, dünyanın dört bir yanının havasına karıştı. Dünyanın dört bir yanında bayraklar yarıya indi. Yedi düvel onun hatırası önünde saygıyla eğildi.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir ulusun kurtarıcısı değil; insanlığın ortak değeri, onuruydu. O, karanlığa ışık tutan, umutsuzluğun içinde direnişi örgütleyen, mazlum milletlere “Kalkın, ayağa kalkın!” diyen bir önderdi.
Aradan 87 yıl geçti. Ne sevgisi azaldı ne hatırası silindi. Ve o günden bu yana, her 10 Kasım’da bir millet yeniden 09:05’e döner. Sirenler çaldığında kalpler durur, şehirler susar, yollar durur, başlar öne eğilir.
Ama bu eğiliş bir teslimiyet değildir; bu, vefanın en asil hâlidir. Çünkü biz biliriz ki o sadece bedenen aramızdan ayrıldı. Fikirleri, ilkeleri, cesareti ve emaneti hâlâ bizimledir.
Kimileri unutturmaya çalıştı; kimileri görmezden gelmeyi denedi. Ama o, her 10 Kasım’da yeniden doğdu bu topraklarda. Çünkü Atatürk sevgisi bu milletin yüreğine kazınmıştır; ne zamana, ne unutuşa teslim olur.
Bir kalp atışı kadar doğal, bir nefes kadar gerçektir. Kadın-erkek, genç-yaşlı, çocuk demeden hepimiz onun açtığı yolda yürüyoruz. Onun “En büyük eserim.” dediği Cumhuriyet’in gölgesinde özgürce nefes alıyoruz. Her bir adımımızda, her bir umut ışığımızda onun izleri var.
Bugün yine 09:05’te başlarımız öne eğilir. Ama bu bir boyun eğiş değil; saygının, minnettarlığın, gururun sembolüdür. Çünkü biz, emaneti devralan kuşaklarız.
Onun gösterdiği hedefe, çağdaş uygarlık seviyesinin ötesine varmak için çalışan milyonlarız. Okullarımızda, fabrikalarımızda, meydanlarımızda onun izleri var. O’nun “En büyük eserim.” dediği Cumhuriyet’in gölgesinde yaşıyor, nefes alıyoruz.
Ve her adımda, içimizden sessizce şu sözü yineliyoruz:
“Emanetin emin ellerdedir, Atam.”
Ruhun şad olsun Atam.
Senin izinde yürümekten, seninle aynı vatanı paylaşmaktan onur duyuyoruz.
Ne seni unuturuz, ne de emanetini.
Minnetle, özlemle, saygıyla…
Sonsuza dek izindeyiz.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları
27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları
16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları
17 Temmuz 2025 Genel, Köşe Yazıları