Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Zulme Secde Etmeyenlerin Yasıdır Kerbela

Cafer Kayadibi

Cafer Kayadibi
cafer.kayadibi@gmail.com
Zulme Secde Etmeyenlerin Yasıdır Kerbela

Muharrem ayı, takvimlerin değil kalplerin sustuğu, tarihin en kara yazısının ilmek ilmek işlendiği bir yas mevsimidir. Bu ayda tutulan oruç, aç kalmak değil; zalimin sofrasına oturmamaktır.

Bu ayda içilen her yudum su, Fırat’ın kıyısında susuz bırakılmış masumların anısıdır. Bu ay, Hz. Hüseyin’in “Zulme boyun eğmektense baş vermek yeğdir” diyerek yürüdüğü hak yoludur.

Kerbela sadece çölde yaşanmış bir trajedi değil, hak ile batılın kıyamete kadar sürecek mücadelesinin adıdır. Bir yanda hırsın, saltanatın, zorbalığın temsilcisi; öte yanda adaletin, merhametin ve hakkın savunucusu. Bir yanda dünyaya aldanmışlar, öte yanda ahiret için baş veren inanmışlar…

Hz. Hüseyin ve 72 yoldaşı, sadece bir soyun değil, insanlık onurunun, hakikatin ve direnişin timsalidir. Kerbela’da düşen her can, bir daha hiçbir mazlumun susmaması için verilmiş bir yemindir. Bu dava, bir aile davası değil; hak ile batılın asırlar süren yüzleşmesidir.

O günden bu güne Kerbela, şekil değiştirmiştir belki, ama zulüm baki kalmış; Emeviler başka adlarla, başka yüzlerle karşımıza çıkmıştır. Ancak Hüseyin de, onun durduğu hak çizgisi de asla eksilmemiştir. Hüseyin olmak, az olmak demektir; ama doğru olmak, dürüst kalmak, eğilmemek, satılmamaktır.

Bugün de zalimler saraylar inşa ederken mazlumlar susuz bırakılmakta… Bugün de adalet arayanlar kıyılarda, zindanlarda, yalnızlıklarda… Ve bugün de Hüseyin’in “Ben zulme boyun eğmem” diyen sesi hâlâ yüreklerde yankılanmakta.

Bizler, Kerbela’nın davasını sadece bir matem değil, bir duruş olarak taşıyoruz. Her Muharrem’de bir kez daha söz veriyoruz: Zulme karşı Hüseyince duracak, hak için ser verir, sır vermeyiz.

Çünkü biliriz ki, Kerbela bir olay değil, bir imtihandır. Ve Hüseyin’i anlamak, zalime karşı susmamaktır.

Etiketler: » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...