Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Bir Çuvalın İçine Sığmayan Vicdan

Cafer Kayadibi

Cafer Kayadibi
cafer.kayadibi@gmail.com
Bir Çuvalın İçine Sığmayan Vicdan

Bir Kırmızı Kurdele Kadar Masumdu: Narin’in Hikâyesi

Tozlu köy yoluna dizilmiş dut ağaçlarının altında, güneş ışığı küçük bir çocuğun gözlerinde yansıyor. Sekiz yaşında bir kız çocuğu adı Narin.

Narin’in ayakları çıplak toprağı hissediyor, saçları rüzgârla dans ediyor. Elinde sımsıkı tuttuğu bir defter, göğsüne bastırdığı bir umut var. Okuldan bir kurdeleyle dönüyor yüreği kıpır kıpır. Öğretmeni, matematikteki başarısını ödüllendirmiş. Yakasında kırmızı bir kurdele. Narin, bu kurdeleyi annesine, babasına, abisine göstermek için köy yolunda heyecanla koşuyor koşuyordu.

Narin’in gözlerinde gelecek var o an. Belki büyüyünce öğretmen olacak yada doktor Türkan Saylan gibi. Belki şehirde okuyacak. Belki de sadece bir kez daha öğretmeninden kurdele almak isteyecek. Ne önemi var? O, sekiz yaşında bir çocuk. Henüz dünya ona neyin daha karanlık olduğunu anlatmadı. Anlatsa anlayacak yaşta bile değildi ki.

Ama biz biliyoruz. Çünkü o kurdelenin heyecanı, bir çuvalın içine sığdırılamayacak kadar büyüktü.
Narin, o yoldan bir daha hiç dönmedi. Arandı. Soruldu. Günler geçti. Umut küçüldü. Çırpındı ailesi, komşuları, köylüler… 19 gün sonra, Narin bulundu. Bir çuvalın içinde, dere kenarında. Solmuş bir çocuk bedeni, paramparça bir masumiyet, kırık dökük bir oyuncak ve kurdele…

Daha acı olanı mı?
Bu canavarlığı yapanlar, en sevdikleriydi.
Bazen bir baba, bazen bir abi, bazen amca, bazen komşu…

Bu sadece Narin’in hikâyesi değil. Bu ülkede büyüyemeyen, büyütülmeyen, koruyamayıp kollayamadığımız binlerce kız çocuğunun, kadının hikâyesi.

Kaç Kadının İsmiyle Daha Utanacağız?

Narin sadece sekiz yaşındaydı. Ne siyasetten anlardı, ne şiddetten. O sadece sevilmek isterdi. Okumak, yaşamak, oyun oynamak… Ve biz ona o çok istediği şeyi, yaşamayı veremedik.

Tıpkı Emine Bulut’a, Özgecan Aslan’a, Ayşe Paşalı’ya, Pınar Gültekin’e, Ceren Özdemir’e, Güleda Cankel’e, Rabia Naz’a, Helin Palandöken’e, Aleyna Can’a, Rojin Kabaiş’e ve ismini hiç öğrenemediğimiz yüzlerce kadına veremediğimiz gibi…

Her biri başka bir hikâye. Kimi annesinin gözleri önünde, kimi koruma kararına rağmen, kimi kendi evinde, kimi üniversite yolunda… Katilleri bazen tanıdıktı. Baba, eş, sevgili, kardeş… Bazen tamamen yabancı. Ama hepsi aynı karanlıktan beslendi: Kadını mal zanneden, giyiminden dolayı hak ettiğini düşünen, “erkeği öfkelendirmemeli” diyen, susan, görmezden gelen karanlık.

Hükümetler bu karanlığa sırtını döndüğünde, adalet indirim dağıttığında, medya magazinleştirdiğinde, toplum normalleştirdiğinde çocuklar ölüyor. Mezar taşları kadınların isimleriyle doluyor.

Siz bu yazıyı okurken bir kadın daha ölüyor olabilir. Belki bir evde bağırıyor şimdi. Belki sokakta biri yardım çığlığı atıyor. Ama biz ne yapıyoruz?

Bir tweet. Bir etiket.
Sonra yine sessizlik.
Sonra yol kenarında bir valiz…
Yine bir kadın Ayşe Tokyaz

Şimdi Susma Zamanı Değil

Biz artık “kadın cinayetleri kaderdir” diyenleri dinlemek zorunda değiliz.
Biz artık “bir kereden bir şey olmaz” diyen sistemin suç ortağı olmamalıyız.
Biz artık “benim başıma gelmez” diyerek körleşemeyiz.
Çünkü her suskunluk bir kadının daha nefesini kesiyor. Bir kadın daha eksilmesin istiyorsak, Narin’in hikâyesini unutmamalıyız.
O kırmızı kurdele hep aklımızda olmalı.
Her kadın, her çocuk, her “Narin” için ayağa kalkmalı.
Çünkü bu bir ölüm sessizliği değil; bir hayat çığlığı olmalı artık.

Etiketler: » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...