Son Dakika


Ataşehir Belediye Başkanı Murat Güneş’ten Kaymakam Eren Arslan’a Hayırlı Olsun Ziyareti
YUVAMIZ İSTANBUL, BUGÜNE KADAR 40 BİNDEN FAZLA ÇOCUĞA GELECEK OLDU
Can Dostlarımız İçin Doğal Yaşam Alanı Açıldı
2026 Dünya Kupası’nda Dev Eşleşme: Yarı Finalde Arjantin ve İngiltere Karşı Karşıya!
Filenin Sultanları Tarih Yazmaya Devam Ediyor: Üst Üste Sekizinci Kez VNL Finallerinde!
Süper Lig’de 2026-2027 Sezonunun Fikstürü Çekildi: Dev Derbilerin Haftaları Belli Oldu
Bir Kırmızı Kurdele Kadar Masumdu: Narin’in Hikâyesi
Tozlu köy yoluna dizilmiş dut ağaçlarının altında, güneş ışığı küçük bir çocuğun gözlerinde yansıyor. Sekiz yaşında bir kız çocuğu adı Narin.
Narin’in ayakları çıplak toprağı hissediyor, saçları rüzgârla dans ediyor. Elinde sımsıkı tuttuğu bir defter, göğsüne bastırdığı bir umut var. Okuldan bir kurdeleyle dönüyor yüreği kıpır kıpır. Öğretmeni, matematikteki başarısını ödüllendirmiş. Yakasında kırmızı bir kurdele. Narin, bu kurdeleyi annesine, babasına, abisine göstermek için köy yolunda heyecanla koşuyor koşuyordu.
Narin’in gözlerinde gelecek var o an. Belki büyüyünce öğretmen olacak yada doktor Türkan Saylan gibi. Belki şehirde okuyacak. Belki de sadece bir kez daha öğretmeninden kurdele almak isteyecek. Ne önemi var? O, sekiz yaşında bir çocuk. Henüz dünya ona neyin daha karanlık olduğunu anlatmadı. Anlatsa anlayacak yaşta bile değildi ki.
Ama biz biliyoruz. Çünkü o kurdelenin heyecanı, bir çuvalın içine sığdırılamayacak kadar büyüktü.
Narin, o yoldan bir daha hiç dönmedi. Arandı. Soruldu. Günler geçti. Umut küçüldü. Çırpındı ailesi, komşuları, köylüler… 19 gün sonra, Narin bulundu. Bir çuvalın içinde, dere kenarında. Solmuş bir çocuk bedeni, paramparça bir masumiyet, kırık dökük bir oyuncak ve kurdele…
Daha acı olanı mı?
Bu canavarlığı yapanlar, en sevdikleriydi.
Bazen bir baba, bazen bir abi, bazen amca, bazen komşu…
Bu sadece Narin’in hikâyesi değil. Bu ülkede büyüyemeyen, büyütülmeyen, koruyamayıp kollayamadığımız binlerce kız çocuğunun, kadının hikâyesi.
Kaç Kadının İsmiyle Daha Utanacağız?
Narin sadece sekiz yaşındaydı. Ne siyasetten anlardı, ne şiddetten. O sadece sevilmek isterdi. Okumak, yaşamak, oyun oynamak… Ve biz ona o çok istediği şeyi, yaşamayı veremedik.
Tıpkı Emine Bulut’a, Özgecan Aslan’a, Ayşe Paşalı’ya, Pınar Gültekin’e, Ceren Özdemir’e, Güleda Cankel’e, Rabia Naz’a, Helin Palandöken’e, Aleyna Can’a, Rojin Kabaiş’e ve ismini hiç öğrenemediğimiz yüzlerce kadına veremediğimiz gibi…
Her biri başka bir hikâye. Kimi annesinin gözleri önünde, kimi koruma kararına rağmen, kimi kendi evinde, kimi üniversite yolunda… Katilleri bazen tanıdıktı. Baba, eş, sevgili, kardeş… Bazen tamamen yabancı. Ama hepsi aynı karanlıktan beslendi: Kadını mal zanneden, giyiminden dolayı hak ettiğini düşünen, “erkeği öfkelendirmemeli” diyen, susan, görmezden gelen karanlık.
Hükümetler bu karanlığa sırtını döndüğünde, adalet indirim dağıttığında, medya magazinleştirdiğinde, toplum normalleştirdiğinde çocuklar ölüyor. Mezar taşları kadınların isimleriyle doluyor.
Siz bu yazıyı okurken bir kadın daha ölüyor olabilir. Belki bir evde bağırıyor şimdi. Belki sokakta biri yardım çığlığı atıyor. Ama biz ne yapıyoruz?
Bir tweet. Bir etiket.
Sonra yine sessizlik.
Sonra yol kenarında bir valiz…
Yine bir kadın Ayşe Tokyaz…
Şimdi Susma Zamanı Değil
Biz artık “kadın cinayetleri kaderdir” diyenleri dinlemek zorunda değiliz.
Biz artık “bir kereden bir şey olmaz” diyen sistemin suç ortağı olmamalıyız.
Biz artık “benim başıma gelmez” diyerek körleşemeyiz.
Çünkü her suskunluk bir kadının daha nefesini kesiyor. Bir kadın daha eksilmesin istiyorsak, Narin’in hikâyesini unutmamalıyız.
O kırmızı kurdele hep aklımızda olmalı.
Her kadın, her çocuk, her “Narin” için ayağa kalkmalı.
Çünkü bu bir ölüm sessizliği değil; bir hayat çığlığı olmalı artık.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları
27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları
16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları
13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları