Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

Cafer Kayadibi

Cafer Kayadibi
cafer.kayadibi@gmail.com
Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan…

Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor.

Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı yükselten bir terazidir. Eğer bir parti, Cumhuriyeti kurmuş olmanın onurunu taşıyorsa; en küçük şaibede bile en sert iç muhasebeyi yapmak zorundadır. Çünkü kurucu olmak, sıradan bir siyasi aktör olmaktan çok daha ağır bir sorumluluktur.

Son yıllarda belediyeler üzerinden yükselen yolsuzluk iddiaları, açılan davalar, gözaltılar, tutuklamalar… Elbette hukuk devleti esastır; suç isnadı varsa yargı karar verir. Ancak siyasetin dili, hukukun sonucundan önce tavrıyla sınanır. “Senin hırsızın, benim hırsızım” kolaycılığı; partizan reflekslerle her ithamı peşinen aklama alışkanlığı, en çok o partinin ahlaki zeminini aşındırır.

Bir iddia varsa, en önce parti kendi içinde hesap sormalıdır. Şeffaflık, savunma refleksiyle değil, denetim iradesiyle olur. Aksi halde kamu vicdanında oluşan yara büyür; partinin adı, tarihsel misyonundan çok iddialarla anılmaya başlar.

Daha da acı olan ise şudur: Bu gidişata itiraz eden, “Biz nerede yanlış yapıyoruz?” diye soran parti emekçilerinin susturulması… İhraçlar, dışlamalar, yok saymalar… Oysa partiler, eleştiriyle güçlenir. İçeride konuşulamayan sorunlar dışarıda büyür. Sadakat ile biat arasındaki çizgi silikleştiğinde, fikir yerini hizaya bırakır.

Ve bugün en çok dillendirilen benzetme: “Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.” Siyaset de böyledir. Yıllarını örgüte vermiş, sokakta afiş asmış, sandıkta sabahlamış insanların geri plana itilip; emeği ve geçmişi tartışmalı isimlerin vitrine çıkması, tabanın adalet duygusunu zedeler. Liyakat yerine yakınlık ölçü olduğunda, idealler yerini hesaplara bırakır.

Kurucu bir partinin asıl sermayesi; makamlar değil, ahlaki üstünlüktür. Eğer bu üstünlük kaybedilirse, geriye yalnızca tabelalar kalır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, hamasi nutuklar değil; cesur bir özeleştiridir. “Biz hata yapmayız” demek değil, “Hata yaptıysak gereğini yaparız” diyebilmektir. Cumhuriyeti kurmuş bir parti için en büyük onur, geçmişine sığınmak değil; o geçmişe layık kalabilmektir. Çünkü tarih, kim olduğunuzu değil; neye dönüştüğünüzü yazar

Etiketler: » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...
  • Bir Çuvalın İçine Sığmayan Vicdan

    17 Temmuz 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Bir Kırmızı Kurdele Kadar Masumdu: Narin’in Hikâyesi Tozlu köy yoluna dizilmiş dut ağaçlarının altında, güneş ışığı küçük bir çocuğun gözlerinde yansıyor. Sekiz yaşında bir kız çocuğu adı Narin. Narin’in ayakları çıplak toprağı hissediyor, saçları rüzgârla dans ediyor. Elinde sımsıkı tuttuğu bir defter, göğsüne bastırdığı bir umut var. Okuldan bir kurdeleyle dönüyor yüreği kıpır kıpır. Öğretmeni, matematikteki başarısını ödüllendirmiş. Yakasında kırmızı bir kurdele. Narin, bu kurdeleyi annesine, babasına, abisine göstermek için köy yolun...
  • Zulme Secde Etmeyenlerin Yasıdır Kerbela

    07 Temmuz 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Muharrem ayı, takvimlerin değil kalplerin sustuğu, tarihin en kara yazısının ilmek ilmek işlendiği bir yas mevsimidir. Bu ayda tutulan oruç, aç kalmak değil; zalimin sofrasına oturmamaktır. Bu ayda içilen her yudum su, Fırat'ın kıyısında susuz bırakılmış masumların anısıdır. Bu ay, Hz. Hüseyin’in “Zulme boyun eğmektense baş vermek yeğdir” diyerek yürüdüğü hak yoludur. Kerbela sadece çölde yaşanmış bir trajedi değil, hak ile batılın kıyamete kadar sürecek mücadelesinin adıdır. Bir yanda hırsın, saltanatın, zorbalığın temsilcisi; öte yand...