Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

ORTA DİREK YIKILIYOR

Yaşar Geler

Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
ORTA DİREK YIKILIYOR

Direk, bir yapıyı ayakta tutmaya yarayan dikmelerdir. Yani bir binada çatıyı taşımaya yarar. Bu tür yapılarda çok direk vardır. Köşelerde ve ortalarda bulunurlar. Ancak, bir direk vardır ki o olmadan binanın ayakta kalması mümkün değildir. Bu direğe orta direk denir. Orta direk daha sağlam ve kalın olur ki tüm yapıyı taşıyabilsin. Betondan yapılarda da bu direk merkez konumunda olduğundan çok önem taşır.

     Evet, buraya kadar gerçek anlamlı bir direk kavramı üzerinde durdum. Ancak, şimdi biraz daha benzetme ya da uyarlama yoluyla değinilen ve uzun yıllar önce altmışlı ya da yetmişli yıllarla birlikte yaşamımıza giren bir kavramdan ORTA DİREK kavramından söz edeceğim. O yıllarda sözü edilen orta direğin kırılmaya yüz tutmuş, binanın çökme durumuna geldiğini anlatan çok anlamlı dizelerden oluşan bir de halk türküsü olmuştu. Bunu çoğu kesim yıllarca dinledi, ders çıkarmaya uğraştı. Ama nafile ders çıkarmayı bırakın, unutturdular bile. Şimdilerde yaşayan gençliğe sorsan direk nedir bile bilmez sanırım ki orta direği ya da yıkımları anlayabilsin. Öyle sanıyorum ki bu durum bile, isteye yaşamımızdan çıkarıldı. Çünkü artık kimse konuşmaz ya da konuşamaz oldu bu konuda.

El yazıya el yazıya

Duman çökmüş Gölyazı’ya

Kurban olam kurban olam

Beşikte yatan kuzuya

El veriyor el veriyor

Orta direk bel veriyor

Döndüm baktım sol yanıma

Mehemmedim can veriyor.

     Evet, o yıllarda şehit edilen ve bir evin direği sayılan bir insan için yakılmış bir ağıt. Orta direk için farklı bir yakıştırma da yukarıda bahsettiğim gibi toplumsal bir kesim için kullanılıyordu. Yani vatanı oluşturan halkın büyük bir kesimi için orta direk deniyordu. Burada kastedilen orta direk, özellikle ücreti çalışan işçi, memur, emekli ve esnaftı. Zaten memleketin nüfus yapısına baktığınızda üstte az sayıda zengin kesim, en altta inim inim inleyen yoksul kesim ve ortada da deyim yerindeyse kendi yağıyla kavrulmaya çalışan o yıllar orta direk dediğimiz ücretli kesimden oluşurdu. Neden böyle sınıflandırma derseniz? Memlekette kuruşu kuruşuna vergisini veren ve asla bunu konu dahi etmeyen bir halk kesimidir orta direk. Yani devletin ekonomisini ayakta tutan tek topluluk. Zavallı yoksul zaten ne bulmuş ta ne vergi versin. Çevresel desteklerle zar zor hayata tutunmaya çalışıyor. Zengin kesime bakıyorsun, her birinin dünyalarca borcu var devlete ve ödemiyor. Bile isteye ödemiyor ki, devlet borcumu silsin, almasın. Hatta kimi zamanlar öyle de olmuyor değil. E geriye kim kaldı? Zavallı bordro mahkûmu çalışan işçiler, memurlar, esnaf, emekli vs… Bunların vergi vermeme ya da kaçırma gibi bir lüksü olabilir mi? Tabi ki hayır. Çünkü devletteyse devlet ücretini ödemeden vergisini peşin peşin kesiyor bordrosundan. Özel sektördeyse de fark etmiyor, hemen ücretinden önce vergisi kesilip yatırılıyor devletin kasasına.  

     Şimdi gelelim sadede!

     O geçmiş yıllarda orta halli

 Kesimler için kullanılan orta direk kavramını şimdilerde duyma şansınız yok. Nerdeyse literatürden çıktı. Oysa gelinen noktaya baktığımızda bu sözü edilemeyen orta direk çürüdü, kırılıyor ve dayanma gücü kalmadı. Bak şimdiden söylüyorum orta direk yıkıldığı an ortada ne devlet kalır ne de millet. İnsanlar güne yıkımla uyanır oldular. Korkudan TV bile izlemez oldular. Neden mi?

Acaba, bugün yine benzine, mazota zam haberi duyacak mıyım?

Acaba DOLAR, EURO vs. kaç lira oldu?

Benim cebimdeki param kaç lira eridi?

Yarın dolmuşa, otobüse, trene, vapura vs. kaç lira fazlasına bineceğim?

Acaba ekmek fiyatları yine arttı mı?

Acaba yarın yağın tenekesi kaç lira olacak?

Acaba… acaba… acaba?????

Onlarca hatta belki yüzlerce soru aklını kemirip duruyor insanların. İşte tüm bu soruları soracak olan hatta soran kesim ülkenin nüfusunun büyük bir kesimini oluşturan orta direk dediğimiz halk topluluğudur.

Benden söylemesi; bu orta direği yıkmayın. Yıktığınız an altında siz, biz, hepimiz kalırız ki sanırım bunu kimse istemez. Akla, bilime, ilime ve mantığa yönelin. Hiçbir toplumun bilimden uzak ayakta kalma şansı yoktur.

Yaşar GELER

Etiketler: » » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...