Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü

Yaşar Geler

Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü

1 Mayıs Anadolu kültüründe doğanın canlanması diye de adlandırılan ve eski deyimiyle Bahar Bayramı yapılan bir gündü. En azından bizim çocukluk dönemlerimizde böyleydi.
-İşte bahar demek değişim demek. Ancak, insanlarda gerekmedikçe fazla da değişim olmasın. Zaten değişebilmek için bir neden de bulamıyorum. Hatta insanlar kolay kolay da değişmemelidir, sadece fikirleri gelişmelidir, diye düşünüyorum. Gereksinimler hariç tabi ki! Örneğin, kendimizi günün gereklerine uyarlamak, teknolojik değişimlere ayak uydurmak gibi.
-Benim için en büyük işçilik Anadolu’daki işçiliktir. Toprakla haşır neşir olmaktır. Üretmektir. Ürettiğinden topluma bir şeyler sunabilmektir. O Anadolu kadınının nasırlı elleridir. O emeğin karşılığı hiçbir zaman verilmemiştir. Verilemez de.
-Benim için işçilik sağlık üretmektir. İnsanların yaşamlarını kolaylaştırmaktır. Onlar için emek sarf etmektir. En zor anlarında yanlarında olabilmektir. Haklarını alamasalar bile koşulsuz hizmet üretebilmektir.
-Benim için işçilik eğitimciliktir. Bilgi üretmektir. Ürettiğin bilgiyi birilerine transfer etmektir. O bilgilerle o gençliği geleceğe hazırlamaktır.
-Benim için işçilik adalet üretmektir. Hakkaniyetli ve adil olmaktır. Verdiğin kararların tartışılmamasıdır. İnsanlar bu kararlarla huzur bulmalıdırlar.
-Benim için işçilik, içeride ve dışarıda güven üretmektir. Halkın mal ve can güvenliğini sağlamaktır. Güvenlik üretirken insanların ürkmemesi, yılmaması, korkmaması gerekmektir.
-Benim için işçilik, insanların barınma, giyinme, yaşama gibi doğal gereksinimlerine katkı sağlamak demektir. Onlara güvenli yerler tesis edebilmektir.
-Benim için işçilik, hak aramaktır. Yaşamak için mücadele etmektir. 1886’da… 1977’de hak alma mücadelesi verenlerin, bayram günlerini kutlayanların anılmasıdır.
1 Mayıs’ın başka bir anlamı daha var. O da yine insanların sosyal yaşamlarına etki eden, emekçinin, işçinin, çalışanın dayanışma içerisinde olması gereken bir gündür. Bunun tarihsel süreci çok eskilere dayanır.1856 yılında Avusturalya’da başlayan işçi hareketi,1886 yılında Amerika’da devam eden işçinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi hareketi gibi. 1889’da İkinci Enternasyonel’ de alınan kararla;1 Mayıs tüm dünyada BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ olarak yaşamlarımıza girmiştir.
Osmanlı Devleti zamanında, 1 Mayıs 1911’de Selanik’te, sonrasında da İstanbul’da 1 Mayıs 1912 yılında kutlanmıştır. Bugün, yani 1 Mayıs 1923 yılında ise, İŞÇİ BAYRAMI olarak yaşamımıza girmiştir. 1935 yılında ise, Bahar ve Çiçek Bayramı olarak adlandırıldı. Ve 1 Mayıs 1977 yılında Taksim Meydanı’nda yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında, katılımcıların üzerine açılan ateş ve kanlı bir katliam sonrasında yasaklamalar geldi. 1980 askeri darbesi, gelişen işçi hareketine de ayrıca bir darbe oldu ve 1 Mayıs 1981’de resmi bayram olmaktan çıkarıldı.
Daha sonraki süreçlerde ise, işçi kesimi mücadelesini sürdürdü ve 2009 yılında TBMM’ de resmi bayram olarak kabul edildi.
İşte bu kadar önemli ve yaşamsal konuları içeren bir günün anlamı küçük olabilir mi?
Bugünü dünya kutluyor.
Bugün, doğanın canlanma günü.
Bugün, işçi/emekçi hareketinin mücadele günü.
Bugün, emek sarf eden her insanın ve her toplumun ekonomik getiri günü.
Her ne nedenle olursa olsun, 1 Mayıs günü tek bir işçinin bile çalışıyor ya da çalıştırılıyor olması, emeğin gaspıdır ve bugünün anlamsız hale getirilmesidir diye düşünüyorum.
Bugün, işçinin, memurun, emeklinin, çalışanın, çalışmayanın birlik ve dayanışma günü. Zaten yeryüzünde var olup ta çalışmayan insan var mıdır ki?
Bugün, bayram günü.
Yaşasın 1 Mayıslar!
Yaşasın Emeğin, dayanışmanın gücü!
Tüm dünya insanlarının 1 Mayıs Bayramı, bugün doğmuş olan tüm insanların ve benim doğum günüm kutlu olsun!
Yaşar GELER

Etiketler: » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...