logo

ÇANKIRI’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR

Evet… Çankırı’da güzel şeyler oluyor dedim. Çankırılılar bunu ÇV (Çankırı Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma vakfı)’yla ÇANDEF ( Çankırılılar Dernekler Federasyonu’na) borçlu görünüyor.

Dün gece, ÇV’nin Geleneksel Dayanışma Gecesi’ne katıldım. Gece beklenmeyecek kadar görkemliydi. O kadar ki bana “Çankırı’da kapitalizm ve buna bağlı olarak sanayi gelişmedi; ama bir olgu olarak Çankırılılar kapitalizminden söz edebiliriz” saptamasını yaptırdı. Çankırılı, sanayici ve iş adamı yetiştirmeyi başardı. O zaman neden kendi bağrından yetişmiş sanayici dışarda iş tuttu da Çankırı’ya daha az uğradı, diye soracak olursanız, derim ki sanayi nazlıdır, yeterince desteklenmeyen yerde görünmez.

Şimdi yeni yeni kent yaşamına uyum sağlamış, yabancılaşmamış (gettolaşmamış) Çankırılı Sanayici ve iş adamları üzerinden, Cumhuriyet modernitesinin, geleneksel kültüre sızmaya başladığını ve benimsendiğini söyleyebiliriz. Cevahir Otel’in lüks salonlarında ve romantik bir ortamda gerçekleşen gecede, bunun örneklerini gözledim. Girişte önce kokteyl (alkolsüz içecekler ve tercihe bağlı olarak Çankırı gazozu) eşliğinde resim sergisi çok dikkat çekiciydi. Üstelik sergi, Çankırı’da uluslararası düzeyde gerçekleşen bir resim çalıştayı sonrası, Çankırı’yı değişik yönleriyle konu alan resimlerden oluşuyor. Çalıştayın yapımcılığını (Küratör, Latince: curatus; İngilizce: curator) resim dersinin neredeyse okullardan kaldırıldığı Türkiye’de, Çankırı Vakfı Başkanı Kaptan Mustafa Can’ın eşi, Ressam Ayşen Can yapıyor. Söylemeye gerek yok ki Çankırı bağlamında, kadının eşinin yanında sosyal yaşama onunla eş bir iş(küratör) kadını ve sanatçı (ressam) olması çok önemli.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bütün bunlar, resim, müzik, beden eğitimi, felsefe gibi derslerin neredeyse okullardan kovulduğu, İstiklal Marşı’nın Arapça okunmaya

(Kırıkkale Üniversitesi) başlandığı, “Ben Arabım Bana Türk denmesini hakaret sayarım” (1) diyenlerin hızla yükseldiği ve en büyük ihaleyi kaptığı, fetö benzeri hayır işlerine(!) çok meraklı, eğitimin bile bile yine teslim edildiği, her bakanlıkta cemaatlerin, tarikatların cirit attığı bir kültürel çöküş ve bozulma sürecinde oluyor. Milliyetçilerin, milliyetçilik bayrağını yere düşürdüğü, (bu değerleri de solun ve sosyal demoktatların savunmak zorunda kaldığı) bir Türkiye’de…

Örneğin unutmadan belirtmeliyim. Kitap okuma grupları var; ‘kitap tahlili’ yapıyor, okuduklarını yorumluyorlar. Cengiz Aytmatov’un Toprak Anası’nı, İlber Ortaylı’nın ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ kitaplarını okuyup incelemişler.

Kitap yayınları var. Her yurttaşın mutlaka okuması gereken çok önemli iki kitabı yayınlamışlar: Biri Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali… Hem de Atatürk’ün kendisine görev verip çevirttiği Elmalı Hamdi Yazır’ın çevirisiyle… Yayınladıkları ikinci çok önemli kitapsa Atatürk’ün Nutuk adlı, okumayanın Türk sayılmayacağı ölümsüz yapıtı… Dikkat edin, bunu, Kur’an-ı Türkçesinden okumak günahtır diyen sahte imamlardan geçilmeyen; ‘Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor’ (2) diyenin rektör yardımcısı olabildiği bir Türkiye’de yapıyorlar.

Ankara’nın yanı başında, hep destek verdiği sağ siyasetin sadık ili Çankırı, Türk sağından hakkı olan desteği bulamamış; ama bundan yakındığı da yok. Kendi kendine ayağa kalkmaya çalışmış yıllar yılı, şimdi yürümeye başlıyor. Ankara’ya bir sitem olsun yollamayan Çankırı, belki Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saygısını, sevgisini açık açık duyururken, bir şeyler söylemek istiyor bugünü de yöneten aşırı sağ, dinci ve kinci siyasete… Bunu Çankırı Belediye Başkanı’nın konuşmasının sonunda yaptığı Atatürk vurgusunda okuyabiliyoruz.

“Yedi kat yerin altından uğultular geliyor. Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır. Haram sevaboldu, sevap haramdır. Ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemirir, çekin ki körükleri ateşe girdi demir.” (N. Hikmet)

Anlayana, okuyabilene…

Çankırı’da güzel şeyler oluyor, diyorum.

Yoksa ben çok mu iyimserim?

Ne dersiniz?

Ferhat Özen

(1) “Bana Türk demeyin ben Arabım, bana Türk denilmesinden utanırım” Siirtli iş adamı Ethem Sancak

(2) Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı

Etiketler: » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • KORONA VİRÜS KORKUSU VE YANSIMALARI

    06 Nisan 2020 Köşe Yazıları

         Son zamanların konusu, malum devam eden Kovid-19 ve bu lanet virüsün insanlar üzerindeki etkileridir. Bu etkilerin en önemli yanı insanların sağlıklarının bozulmasıyla beraber tedaviye ihtiyaç duymaları ve daha önemlisi de yaşamlarının sonlanmasıdır. Yani ölüm vakalarıdır. İşte ağırlıklı olarak devlet yetkililerinden aldığımız bilgilerle virüsün seyrini takip edebiliyoruz. Bazen de bu kurumsal bilgiler dışında gerçek ve gerçek dışı bir takım yetkisiz ve etkisiz kişi ve kurumların da bilgileri ortalıkta dolaşıyor. Hal böyle olunca, insanla...
  • YENİ İNFAZ YASASI

    06 Nisan 2020 Köşe Yazıları

    Değerli okurlarım bu makalemde siz değerli dostlarımı Meclis Adalet komisyonunda kabul edilen 70 maddeden oluşan yeni ceza infaz yasamızı genel hatları ile siz değerli dostlarıma tanıtmak istiyorum . Yeni infaz yasamız 1 Eylül 2020 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu tarihten sonra infaz hakimlikleri bulundukları il ve ilçelerin adı ile anılacak örneğin Bakırköy infaz Hakimliği Küçükçekmece infaz Hakimliği gibi ve infaz hakimliklerinin yargı çevresini yani hangi bölgelerdeki tutuklu ve hükümlü işlemlerine bakacağına HSYK Karar verecek . Her inf...
  • Korona günleri şansı!..

    04 Nisan 2020 Köşe Yazıları

    Çok şanslıyım ben... Şimdi bana neden diyeceksiniz... Anlatayım... Hani malumumuz hepimiz korona günlerinde evde hapisiz ya... Kimimiz kendini oyalayacak bir şeyler bulurken kimimiz de sıkıntıdan patlıyor ya!.. Benim için çok da bir şeyler değişmedi aslında. Genelde beni çok geziyorum sanırlar ama yanılıyorlar. Aslında ben ev kedisiyim. Korona günlerinden öncesinde de evimde yardımcı almam işlerimi kendim görürdüm. Sabah kahvaltı hazırla... Ortalığı topla... Çamaşır yıka, temizlik yap sonra in bodrumdaki atölyeye resim yap... Akşama doğr...
  • KENETLENME ZAMANI

    30 Mart 2020 Köşe Yazıları

    Yaklaşık üç aydır dünya ülkeleri KORONA VİRÜS denilen bir illetle uğraşmaya başlamış olup, ilk belirtilerinin görüldüğü ve binlerce can aldığı, belki yüz binlerce de insanı hasta ettiği gerçeği ortadadır. Hatta buna bağlı olarak neredeyse dünya ülkelerinin ekonomilerinin çökme noktasına geldiği herkes ve her kesim tarafından bilinen bir gerçektir. Ne yazık ki bu durumdan ülkesinde bu virüs illeti olmayan ülkelerde aynı derecede etkilenmektedirler. Zira dünyanın neresinde olursanız olun,insanlık biri birine ihtiyaç duyan insan ve toplum kitlele...