Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

ÇANKIRI’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR

Ferhat Özen

Ferhat Özen
feratozen@hotmail.com
ÇANKIRI’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR

Evet… Çankırı’da güzel şeyler oluyor dedim. Çankırılılar bunu ÇV (Çankırı Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma vakfı)’yla ÇANDEF ( Çankırılılar Dernekler Federasyonu’na) borçlu görünüyor.

Dün gece, ÇV’nin Geleneksel Dayanışma Gecesi’ne katıldım. Gece beklenmeyecek kadar görkemliydi. O kadar ki bana “Çankırı’da kapitalizm ve buna bağlı olarak sanayi gelişmedi; ama bir olgu olarak Çankırılılar kapitalizminden söz edebiliriz” saptamasını yaptırdı. Çankırılı, sanayici ve iş adamı yetiştirmeyi başardı. O zaman neden kendi bağrından yetişmiş sanayici dışarda iş tuttu da Çankırı’ya daha az uğradı, diye soracak olursanız, derim ki sanayi nazlıdır, yeterince desteklenmeyen yerde görünmez.

Şimdi yeni yeni kent yaşamına uyum sağlamış, yabancılaşmamış (gettolaşmamış) Çankırılı Sanayici ve iş adamları üzerinden, Cumhuriyet modernitesinin, geleneksel kültüre sızmaya başladığını ve benimsendiğini söyleyebiliriz. Cevahir Otel’in lüks salonlarında ve romantik bir ortamda gerçekleşen gecede, bunun örneklerini gözledim. Girişte önce kokteyl (alkolsüz içecekler ve tercihe bağlı olarak Çankırı gazozu) eşliğinde resim sergisi çok dikkat çekiciydi. Üstelik sergi, Çankırı’da uluslararası düzeyde gerçekleşen bir resim çalıştayı sonrası, Çankırı’yı değişik yönleriyle konu alan resimlerden oluşuyor. Çalıştayın yapımcılığını (Küratör, Latince: curatus; İngilizce: curator) resim dersinin neredeyse okullardan kaldırıldığı Türkiye’de, Çankırı Vakfı Başkanı Kaptan Mustafa Can’ın eşi, Ressam Ayşen Can yapıyor. Söylemeye gerek yok ki Çankırı bağlamında, kadının eşinin yanında sosyal yaşama onunla eş bir iş(küratör) kadını ve sanatçı (ressam) olması çok önemli.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bütün bunlar, resim, müzik, beden eğitimi, felsefe gibi derslerin neredeyse okullardan kovulduğu, İstiklal Marşı’nın Arapça okunmaya

(Kırıkkale Üniversitesi) başlandığı, “Ben Arabım Bana Türk denmesini hakaret sayarım” (1) diyenlerin hızla yükseldiği ve en büyük ihaleyi kaptığı, fetö benzeri hayır işlerine(!) çok meraklı, eğitimin bile bile yine teslim edildiği, her bakanlıkta cemaatlerin, tarikatların cirit attığı bir kültürel çöküş ve bozulma sürecinde oluyor. Milliyetçilerin, milliyetçilik bayrağını yere düşürdüğü, (bu değerleri de solun ve sosyal demoktatların savunmak zorunda kaldığı) bir Türkiye’de…

Örneğin unutmadan belirtmeliyim. Kitap okuma grupları var; ‘kitap tahlili’ yapıyor, okuduklarını yorumluyorlar. Cengiz Aytmatov’un Toprak Anası’nı, İlber Ortaylı’nın ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ kitaplarını okuyup incelemişler.

Kitap yayınları var. Her yurttaşın mutlaka okuması gereken çok önemli iki kitabı yayınlamışlar: Biri Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali… Hem de Atatürk’ün kendisine görev verip çevirttiği Elmalı Hamdi Yazır’ın çevirisiyle… Yayınladıkları ikinci çok önemli kitapsa Atatürk’ün Nutuk adlı, okumayanın Türk sayılmayacağı ölümsüz yapıtı… Dikkat edin, bunu, Kur’an-ı Türkçesinden okumak günahtır diyen sahte imamlardan geçilmeyen; ‘Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor’ (2) diyenin rektör yardımcısı olabildiği bir Türkiye’de yapıyorlar.

Ankara’nın yanı başında, hep destek verdiği sağ siyasetin sadık ili Çankırı, Türk sağından hakkı olan desteği bulamamış; ama bundan yakındığı da yok. Kendi kendine ayağa kalkmaya çalışmış yıllar yılı, şimdi yürümeye başlıyor. Ankara’ya bir sitem olsun yollamayan Çankırı, belki Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saygısını, sevgisini açık açık duyururken, bir şeyler söylemek istiyor bugünü de yöneten aşırı sağ, dinci ve kinci siyasete… Bunu Çankırı Belediye Başkanı’nın konuşmasının sonunda yaptığı Atatürk vurgusunda okuyabiliyoruz.

“Yedi kat yerin altından uğultular geliyor. Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır. Haram sevaboldu, sevap haramdır. Ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemirir, çekin ki körükleri ateşe girdi demir.” (N. Hikmet)

Anlayana, okuyabilene…

Çankırı’da güzel şeyler oluyor, diyorum.

Yoksa ben çok mu iyimserim?

Ne dersiniz?

Ferhat Özen

(1) “Bana Türk demeyin ben Arabım, bana Türk denilmesinden utanırım” Siirtli iş adamı Ethem Sancak

(2) Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı

Etiketler: » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...