Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Şu korona yüzünden paranoyak oldum…

Hülya Sezgin

Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com
Şu korona yüzünden paranoyak oldum…

Başlığa bakıp bütün suçu koronaya yüklemek pek doğru değil, hatta insafsızca olur.

En iyisi olanları anlatayım da siz ister gülün, ister Hülya kafayı yemiş deyin!..

Önce cep telefonuma  bir kargo şirketinden gelen mesajla başladı her şey… Siparişimin iki üç güne kadar elime geçeceği yazılıydı, fakat ben bir şey sipariş etmemiştim ki!.. Önemsemedim. Dedim ki hele bir gelsin de görelim. Ödemeli ise bu yeni bir dolandırıcılık çeşididir der, almam olur biter…

Yine de ne olur, ne olmaz diye kızım Senem’e sordum “Bir şey istemediysen sakın kabul etme anne” diye sıkı sıkı tembihledi beni. Bu arada üç aydır karantina nedeni ile evden çalıştığından çalıştığı şirketin internet yüklü bir cep telefonu yollayacağını söylemişti on gün önce… Oğlum Serter’e ise işi nedeniyle uzak bir semtte oturduğu için sormadım…

Neyse dün öğlen komşum Demet ile sahile yürüyüşe çıktık. Döndüğümde Hiko “Hülya kargon geldi. Otuz lira da kargo ücreti verdim” dedi. Yapacak bir şey yok. Çünkü onu tembihlememiştim. Hem otuz lira da pek önemli bir rakam değildi. Elime geçirdiğim bir naylon poşet ile açtım. İçinden bir cep telefonu, kablo ve şarj aleti çıktı. Şaşırdım… Alıcı Hülya Sezgin, adres benim… Fakat gönderici Sinem Ç.’yi  tanımıyorum. Telefon kullanılmış, açma yerine bastım… Açık… Korktum… Hemen elimden bıraktım. Aklımda deli sorular… Kim, neden göndermiş ki!..

Senem’e telefon ettim. “Senin olabilir mi? Hani şirket yollayacaktı ya”…

Bir güzel fırçaladı beni ve öfkeli dedi ki “Anne neden aldın, sana alma demedim mi? Hem şirket senin adına yollar mı hiç!” “Baban almış, biz yürüyüşte iken” dedim gücenerek ve aynı zamanda da panikleyerek…

Hikmet “Serter’e sor bakalım, onun olabilir mi?” dedi. Aradım… Cık!.. Onun da değil… Daha da çok korktum…

Neden korkmayayım… Son zamanlarda kötüler çoğaldı. Herkes beni sevecek diye bir şey yok ya!.. Delinin biri virüs yollar öleyim diye, ya da malum dinci terörden diye herkes birbirini suçlayıp duruyor son zamanlarda… siyasi bir kimliğim de yok ama… Belki iftira atmak ister biri Facebook paylaşımımdan gıcık kapar da, ne bileyim işte!…

Peki ya  ortalıkta dolaşan söylenceye göre diğer bir terörist grup ne yapıyormuş?.. Telefonunu çaldırıp, kapıyormuş. Sen de merak edip geri arayınca bağlı olduğu düzenekle bir yerlerde bilmeden bomba patlamasına neden oluyormuşsun. Allah korusun hapis yattığına mı yanarsın, yoksa masum insanların ölümüne yol açtım diye dövünür müsün?..

Böyle böyle düşünürken Hikmet’in “Şuna bir de ben bakayım demesiyle hışımla atlayıp “Elleme… Elleme!..” diye bağırdım…

Dinlenmeyi gerektiren bir durumumuz yok ama teknoloji pek çok düzeneğe elveriyor artık. Belki artık masum insanları kullanmaya başlamışlardır böyle kötü işler için… Yine elime geçirdiğim naylon poşetle ucundan tuttuğum gibi balkonun en uç köşesine koydum torbayı … Hah!..  şimdi sesimizi kaydedemezler artık!..

Düşünüyorum, düşünüyorum çözemiyorum… Her geçen dakika saatler gibi ve daha da manyak yapıyor beni…

Aklıma geldi ve emniyetten bir yakınımı arayıp anlattım… Allah bilir içinden gülmüştür bana ama kibar insan… “Abla sana kim düşmanlık edebilir ki!” dedi ve ekledi. “Madem üzerinde bir telefon numarası var, ara… neden yolladıklarını sor. Ona göre ben arkadaşlarla seni görüştüreyim…”

Hay Allah razı olsun… Birden rahatladım… Numarayı aradım… Genç bir erkek sesi…“

İyi günler. Ben Hülya Sezgin, Sinem Ç. ile görüşmek istiyorum.”

“Ben Sinem’in eşiyim. Hülya Sezgin de kayınvalidem olur!”

“Haydaaaa… Neden bana telefon gönderdiniz?”

“Ben onu kayınvalideme yolladım Hülya Sezgin’e. Mordoğan’da oturuyor!”

“Ben Hülya Sezgin, Mordoğan’da oturuyorum, fakat kızım bekar!..”

Neyse uzatmayayım, biraz daha süren konuşma sonucu konu anlaşılmıştı. Kargo şirketi çalışanı Hülya Sezgin diye yazınca Mordoğan’da ikinci bir H.S.nin de olacağını akıl edememiş ve benim adrese yollayıvermiş paketi verilen adresi yazmak yerine. Sonra şakalaştık genç ile bin bir özür diledi. “Ne iş yapıyorsun, telefon tamircisi misin?”diye sorumu “Kuyumcuyum abla” diye yanıtlayınca dedim ki:

“O zaman telefon yollayacağına altın yollasaydın da ben de panik olmak yerine… Allah göndermiş bana diye sevinseydim ve kimseleri aramasaydım ya!”

Elbet şaka… Altın da yollasa davranışım değişmez, sahibini arardım. Fakat böyle deli deli şeyler düşünmezdim en azından…

Sakinleşmem gerek.. Ben en iyisi resim yapayım… Şuradan bir dere aksın… Tepede koyunlar otlasın… Şu korona da beni delirtmeden bitsin, gitsin… Kaynak: Şu korona yüzünden paranoyak oldum…

Hülya SEZGİN

Etiketler: » » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...