Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Üç Fidan Bir Çınar

Cafer Kayadibi

Cafer Kayadibi
cafer.kayadibi@gmail.com
Üç Fidan Bir Çınar

“Tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkaracaktır, buna da inanıyoruz!”

Diyordu tarihe geçen savunmasında Deniz Gezmiş 1971 yılında.

Aslında bu bir savunma değil aksine bir suçlamadır ve bu suçlamanın muhatabı da, başta o günün siyasi iktidarları olmak üzere, iktidarların yanlış uygulamalarını ve bozuk düzeni savunanlarının tümüdür.

Deniz Gezmiş o gün yapmış olduğu tespitlerde şunları dile getiriyor ve tarihe bir not düşüyordu.

“… İddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur. İddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. Yalnız, biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz. Türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık.

Ve şimdi bu gün Üç fidan ve yol arkadaşlarının yargılanmasından 53 yıl sonra bir çınar oturuyor sanık sandalyesinde.  Yine aynı dik duruş, yine aynı kararlı bakış ve yine aynı ülke sevdasıyla bir çınar. Üç fidanın yol arkadaşı, Cumhuriyet Halk Partisinin 7. Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu.

Kılıçdaroğlu da bulunduğu sanık sandalyesinden baş kaldırıyor, savunma yerine tespitlerini ortaya koyuyor, mahkeme heyetinden çok topluma ve tarihe sesleniyor. ” Ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim.” diyor.

İçinde bir çok başlık barındıran konuşmanın önemli noktalarından birisi, belki de en önemlisi yapmış olduğu şu analizde gizliydi. “Tarih kadar uzun bir yolculuktan geldim. 68 Kuşağında Denizlere, Mahirlere ve Hüseyinlere yoldaşlık ettim. İdamlara tanıklık ettim. Daha sonraları anladım ki, Sağdan ve soldan idam edilenlerin aslında aynı hedefte yürüyen kardeşler olduğunu. Düşmanlarımızın ise tek olduğunu.”

Evet sağdan ve soldan idam edilenlerin aslında aynı hedefe yürüyen kardeşler,  düşmanın ise tek ve ortak olduğu gerçekliğinin kanıksanması gerektiği. İşte asıl üzerinde durulması gereken ve Safları Sıklaştırın söyleminin temelini oluşturan da bu hakikattir.

85 milyon insan Bizler zenginliklerimiz olması gerektiğini bildiğimiz halde her fırsatta tamda o noktadan ayrışmayı başaran bizler  sağcı, solcu, seküler-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt  değiliz, biz bir ve birlikte olması gerekenleriz. 

Sanık sandalyesinde bu ülkenin amasız fakatsız tüm yurttaşlarının tek ve gür sesi olan Kılıçdaoğlu yüreği sızlayarak ;

Biz, dünyanın en güzel toprakları olan bu vatanda, barış, kardeşlik, huzur ve bereket İçerisinde yaşama mücadelesi veren

ama İşgalci güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri eliyle birbirini öldüren…

-Gençlerini uyuşturucu baronlarının eline terk etmiş,

-Çocuklarının eğitim-sağlık ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan,

-Gelişmiş dünyanın çoktan unuttuğu saçma konular yüzünden kutuplaşmış,

-Emeklisi aç,

-Hastası tedavi edilemeyen,

-Sınırları korunamayan,

-Emeği sömürülen,

-İnsanlık onuruna yakışan bir hayattan çok uzaklaşmış,

-Ağız dolusu gülmeyi unutmuş, 85 milyon ve tek millet olan kardeşler olduğumuza inandım.” diyerek ülkenin içinde olduğu çaresizliğin durumunu gözler önüne seriyor. Bakıldığında burada sıralananların her biri aynı sınırlar içerisinde yaşayan, aynı kültür ve yaşam bağlarıyla birbirine bağlı olan büyük bir toplumun ortak sorunu, ortak çaresizliklerinden başka bir şey değil.

“Aslında, bu ülkeyi bölmek ve bizleri kendilerine köle yapmak için amansızca çalışan Emperyalistlerdi bizim tek düşmanımız. O kara günler geçtikten sonra, darbeler ve idamlar sürecini çok düşündüm ve tek bir şeye inandım” diyen Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu Halil İbrahim Sofrasının çıkış noktasını daha iyi göre biliyoruz. Bir araya gelemezler denilen farklı kutupları bu sofrada buluşturma gayretinden ve başarısından anlayabiliyoruz. 53 yıl sonra yine bir mahkeme salonu. Salon hınca hınç dolu. Birer birer tanıdık yüzler tanıdık isimler.  Bülent Ecevit – Necmettin Erbakan orada. Selahattin Demirtaş – Sinan Ateş orada, Erdal Eren – Necdet Adalı orada, Can Atalay, Osman Kavala orada. Bir çift mavi göz orada. Sanık sandalyesinde ise üç fidan bir çınar oturmakta.

itvhaber

Etiketler: » » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...