Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Umut Tacirleri

Yaşar Geler

Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
Umut Tacirleri

Umut, insanların bir yerlere varmak için kurdukları hayaller ve yaşama istekleridir. Bir insan umudu var oldukça yaşar. Umudu tükendiğinde hayatı sekteye uğrar. İnsan; düşünmek, inanmak, sevmek ve sevilmek için vardır. Bunları başarabilmek için de umudu olması gerekir.

     Tacir, her hangi bir iş dalını kendisine meslek edinmiş, ticari faaliyette bulunan kimseler ya da kuruluşlardır. Tacir, yaptığı işten nemalanmak ister, kazanmak ister ve yaşamını onunla sürdürür.

     Bir de umut tacirleri vardır; para pul karşılığı iş yapmazlar. Sadece insanların umutlarını sömürürler. Umutlarını çalarlar. Onlar, kendilerini çok zeki sanıyorlar. Akıllarınca saf gördükleri insanları, aldattıklarını düşünür, onların hayalleriyle hatta ekmekleriyle oynarlar. Yaptıkları bu işten de zevk alırlar. İşte bu yazımda bu konuya değinmek istiyorum.

     Umut fakirin ekmeği ye Mehmet ye! İşte tam da bu yazıya uygun düşen bir dize. Yıllardır tanıdığım bazı bir insanlar vardır. Özellikle sanal-sosyal medyada memleketleri adına çok güzel işler yapan bir kişiler. Yaptığı işlerden de bir karşılık beklemeyen, halk gönüllüsü bir insanlar. İşte bugün yaşanan da bu gariban Mehmet’ e verilen umudun boşa çıkarılmasıdır ve hayal kırıklığı yaşatılmasıdır. Malum her kış ayları geldiğinde tüm yöre STK’ları, dernekleri vb. kuruluşlarda etkinlikler başlar. Kimi kültürü yaşatma adına, kimi yörenin özel günlerini kutlama adına. Bunların hepsi çok güzeldir. Yöreleri tanıtmak ve yüceltmek adına başarılı işler diye düşünüyorum. Ancak, bazı kişiler de kimi neyi temsil ettiklerini ifade edemeden bu tür işleri yapmaya çalışırlar ki, o kişileri de toplumumuz çok ciddiye almaz. Evet, buraya kadar söylediklerimizin hepsi yaşanmış durumlardır. Hizmetin yeri, zemini ve zamanı yoktur. Kimi de hayır için yapar bu tür işleri. Bir takım kesimler de seçimlerden ve siyasilerden nemalanmak ya da onlara şirin görünmek için bu tür etkinliklere yeltenirler.

     Şimdi gelelim sadede: Bireysel yapılanmaların ve etkinliklerin kime, nereye ve nasıl hizmet ettiğini anlamakta zorluk çektiğimi ve çok ta doğru olmadığını ifade etmekle başlıyorum. Davranış biçimi her ne kadar yanlış olsa da bu tür etkinlere girişen insanlara umut vermenin de bir o kadar yanlış olduğunu ve bunun adının ‘’UMUT TACİRLİĞİ’’ olduğunu belirtmekte yarar vardır. Bu hayatta hiçbir kimsenin bir başkasına zorla bir şey yaptıramayacağını bilmeyen yoktur. Yapamayacağın her hangi bir şey için birisini umutlandırmak kadar, O’nun umutlarını, hayallerini yıkmaktan başka bir şeye yaramayacağını söylemek te bir yanlış olmasa gerek.

     Neyse fazla uzatmadan şunu söylemek te yarar var: Memleket için taş üstüne bir taş koyan kim olursa olsun, toplumumuza en iyi hizmeti yapıyor demektir. Hizmet yapan her kim, hangi kurum ya da hangi kuruluş olursa olsun mutlaka desteklenmelidir. Umutlarla oynanmamalı, insaniyet yitirilmemeli, yalana-dolana entrikaya başvurulmamalı; açık sözlü, dik duruşlu, doğru ve dürüst davranmalı, ilkeli olunmalı. Hani bizim Ardahan’ın insanları için denir ya: ‘’Kışı sert, insanı mert.’’ diye. İşte tam da bu tanıma uygun davranılmalı.                                                                                                                                                                                     

Sözün özü, ne demiş Mevlana;                                                                                                                                                “Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.                                                                                                                                             Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.”

Kalın sağlıcakla!

Yaşar GELER

Etiketler: » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...