Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

Utancım…

Hülya Sezgin

Hülya Sezgin
hulyasezgin@hotmail.com
Utancım…

Bir depremzededen tokat gibi bir söz canımı acıttı, “Akşam zengindim, sabah fakir oldum!..” Kimileri öldü, kimileri kaldı.  Gidenlerin çoğunun üç metrelik kefeni bile olmadı…

Kalanların elinde, avucunda ise bir şey kalmadı… Anasını, babasını, yavrusunu sağ bulan sevindi. Kaybettiği aklına gelmedi… Kimse cebine koyup götürmüyor işte!.. Kalanlar da ne kadar zaman sahip belli değil malına, mülküne!..

 “Mal da yalan, mülk de yalan… Var biraz da sen oyalan!..” Derdi rahmetli annem…

Sanat adına pek çok ülkeye gittim, çok yer gezdim, gördüm… Pek çok insan tanıdım… Kimi yerli, kimi yabancı. Hiç biri diğerine benzemiyordu.

Dili, dini, rengi… Örf, geleneği, kültürü… kimini benimsedim, sevdim bu özelliklerin, bize yakın buldum… kimini kabullenemedim.

Onlar da benim kimi tavır ve davranışlarımı yadırgadılar… Fakat ortak olan bir şey vardı ki bunun ne dil, ne din, ne ırk, ne de kültür ile ilgisi yoktu… Önemli değildi…

Yani bana göre hepimiz insandık ve ikiye ayrılıyorduk. İyi insan… Kötü insan… Kimi yabancılar var ki kardeşim bildim… Evim, gönlüm, kapım her zaman açık… Başım üstünde yerleri…

Buna en güzel örnek ise Macar tatlı kardeşim Julianna Illes Major… Çok kere evinde konuk etti beni… Çok iyiliğini gördüm. Birlikte yedik, içtik… Gezdik, tozduk… Aynı şekilde dünya iyisi sevgili eşi Tamas Illes… Gecenin üçünde kalkıp beni yolcu etmek için gecenin ayazında uzun süre otobüs beklediği çok olmuştur ki otobüs gelmezse iki buçuk saatlik uzaklıktaki havaalanına götürsün diye.

Juli’m ise benimle havaalanına kadar gelip yolcu ettikten sonra dönmüştür her zaman… Her zaman iyiliğimi düşünür o benim… Aynı şekilde ben de onun… Elbet candan öte saydıklarım da var yerlilerde ama kimileri de var ki yolda bile rast gelmeyi istemem…

Çoğunlukla onları da önceleri sevmişimdir elbet. Ancak zaman içinde kiminin hırsından, kiminin kıskançlığından, kimininse nankörlüğünden bezmişimdir… Kiminden ise üç kuruşluk çıkar için dindar kimlik ardına gizlenip yaptığı suiistimaline destek verir görünmemek için kaçmışımdır…

 Oysa işte mal da yalan,  mülk de yalan… Var biraz da sen oyalan…

Şimdi millet olarak kenetlendik. Acı hepimizin… Herkes elinden geldiğince,  çapı çerçevesinde bir şeyler yapmaya çalışıyor… Ancak zaman içinde kimileri yardım diye atmaya niyetlendiği şeyleri gönderiyormuş. Yırtık, ya da taşlı pullu ayakkabılar… Yırtık, sökük, eprimiş giysiler… Gece elbiseleri… bunları yollarken “O durumda olsaydım giyer miydim?”  Diye sormazlar mı acep?..

Yıllar öncesinden bir utancımı paylaşayım mı?.. O sıralar bankada çalışıyorum. Gece geç saatlere kadar çalışıyoruz.  Eve gelince yemek,  bulaşık… O, bu derken bitkin uyuyorum. Bosna savaşında Bosnalı Türklere destek için böyle yardım kolileri gönderiliyordu.

Sanırım kış mevsimi idi. Çocukların,  eşimin ve benim giysilerimizden bir koli hazırladım. Bir de güzel yün eteğim var, yanı sökülmüştü. Bir türlü elim erip dikemiyorum. Dedim ki burada duracağına orada diker giyerler.  Birini ısıtır… Onu da koydum…

Savaş… Her yer bombalanmış… Yıkık, dökük… İğneyi nerden bulsun… İpliği nerden bulsun… Hiç düşünmemiştim… Hâlâ aklıma geldikçe utanırım… Şimdi de uyarılar yapılıyor haklı olarak… Diyorlar ki: “Deprem bölgesindeki insanlara, acıyarak sadaka dağıtır gibi yardım malzemesi vermeyin. Bu insanlar, depremden bir gün öncesine kadar işi gücü, geliri ve varlığı olan insanlardı. “Biz deprem ülkesiyiz… Yarın neyle karşılaşırız Allah bilir… Artık umarım pek çok konuda gereken dersler ve önlemler alınır… Sonrasında ise duamız Allah korusun…

Hülya SEZGİN
Ressam

Etiketler: » » » » » » » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...