Uyumlu Yatay Film Şeridi Banner 985x100

logo

04 Ağustos 2020

YİNE AKILLANAMADIK

Yaşar Geler

Yaşar Geler
yasargeler@hotmail.com
YİNE AKILLANAMADIK

Yaşam, insanlar için bir öğreti alanıdır. Onlar için, ders alma yeridir. İnsanlar, yaşadıkları olumlu ya da olumsuz her olaydan bir sonuç çıkarmak durumdadırlar. Çünkü yaşadıkları olaylar onları ya olumlu ya da olumsuz yönde yönlendirecektir. Şayet yaşadığımız olay, gerçekten çok kötü bir olay ise ve bize karşı yapılmış ise, bu olumsuzluğu ikinci kez yaşamamak için birtakım önlemler alırsınız. O tür bir olay veya ona benzer bir başka olay karşınıza geldiğinde de nasılsa önlemi almış olduğunuz için artık sizi olumsuz yönde etkilemeyecektir.  

Doğa selle, çığla, depremle, kasırgayla vuruyor, korkuyoruz, ürküyoruz hah düzeldik diyoruz; ama süreç normale dönüyor, akıllanmıyoruz. 

Bilim, virüsle, bakteriyle, hastalıklarla, kanserle, vebayla, veremle vb. vuruyor, ürküyoruz, korkuyoruz, tedirgin oluyoruz, psikolojimiz bozuluyor ve hah düzeleceğiz diyoruz; süreç normale giriyor, akıllanmamış olduğumuzu görüyoruz. 

Uçaklar düşüyor, tusunamiler oluşuyor kimimiz doğadan, kimimiz Allah’tan gelen gazaptır diyoruz, korkuyoruz, ürküyoruz, kenetlenmeye çalışıyoruz; sonra süreç normale dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi eski yaşamımıza geri dönüyoruz, akıllanmıyoruz. 

Hani derler ya, ‘’Allah’tan korkmuyorsan bari kuldan utan.’’ Ama nerede kim ders aldı? Kim kork muştu? Kim ürkmüştü? Kimler birbirinden yardım dilemişti? Eser yok! İnsan olmamızdan bile utanmıyoruz. Hele son zamanlarda gelişen olayları, sosyal medya ortamlarında yazılan çizilenleri ve TV’lerde yapılan yayınları izledikçe, insan olmamızdan bile utanmadığımızı görüyoruz. Hiçbir şeyden ders almadığımızı ibretle izliyoruz. Zor durumdasın, insanlar yardım etmek, destek olmak isterler, bizler birbirimize çelme atma derdine düşeriz. Senin ki, benim ki kaygısıyla hareket ederiz. Allah aşkına seni beni mi var? Hepimiz bu ülkede yaşayan, başka bir yere gidebilme şansı olmayan, kader birliği etmiş insanlar topluluğuyuz. İstesek te, istemesek te bu ülke sınırları içerisinde bir ve beraber olmak, birlikte yaşamak durumundayız. Belki ideallerimiz aynıdır, ama bu ideallerimize ulaşmak istediğimiz yollar farklıdır. Bırakın da şu an idealimiz olan birlikte olmayı başarabilelim.  

     Aslında birlikte yaşayabilmek için insan olmak yeterlidir. Ama bu kural insan olabilenler için geçerlidir. Bireyler olmadan toplumlar oluşmaz. Toplumlar olmadan ülkeler oluşmaz. Ülkeler olmadan evren ve insanlık oluşmaz. Demek ki evrende yaşayan canlı cansız tüm varlıkların birbirine gereksinimleri vardır. Bireyler arası ilişkilerde bile beğenmediğimiz tüm insanlara, beğenmediğimiz dili, dini, rengi vb. birçok farklılığı olan tüm toplumlara gereksinim duyarız.  

Dini farklı olan ülkeler ve toplumlarla hem ekonomik hem sosyal hem de kültürel yönden birbirimize muhtaç değil miyiz?  

Dili ve kültürü farklı olan birey ve toplumlara her yönden gereksinim duymuyor muyuz?  

O dini ve dili farklı olan toplumların dillerini öğrenebilmek için, teknolojilerini alabilmek için onlarca varlığımızı vermiyor muyuz? 

Yine her yönüyle birbirimizden farklı olan toplumların gıda maddelerine, sağlık sektöründeki bilimsel gelişmelerine gereksinim duymuyor muyuz? 

Her yönüyle birbirimizden farklı olduğumuzu düşündüğümüz o toplumların askeri ve siyasi bilimsel verilerine, teknolojik gelişmelerine gereksinim duymuyor muyuz? 

Yukarıda sıralamış olduğum ve onlara benzer onlarca hatta yüzlerce soru daha sıralayabilir ve tamamına vereceğimiz yanıtta hemen hemen hep evet değil midir? Elbette ki evettir.  

Peki bu kadar yabancı örnekle sıraladığımız doğrular ortada dururken biz neden ülke içerisinde birimizin yaptığına diğerimiz karşı çıkıyoruz?  

Neden yapılan her iyi şeyi kimin yapmış olduğuna bakmadan destekleyemiyoruz? 

Neden birimizin yaptığı güzel işe bile diğerimiz çelme takmaya çalışıyoruz? 

Neden insanlığa yararı düşünülerek yapılan güzel işlere bizim düşüncemize aykırı bir yerden geliyor diye ön yargıyla bakarak karşı çıkıyoruz? 

Bu kadar olumsuzluk yaşadığımız evrende bir kez olsun insan olmayı başaramaz mıyız? 

Bu kadar vahim olayları yaşamamıza rağmen neden aklımızı başımıza alamıyoruz? 

Dünya malı dünyada kalır. Ama insanlığımız ve iyimserliğimiz toplumlara olumlu yön verir. 

Gelin tekrar tekrar olumlu düşünelim ve aklımızı başımıza alarak toplumumuza yararlı bir şeyler üreterek akıllanalım artık. Toplumlara iyi örnekler gerek. Kötünün örneği olmaz. İyiye, güzele, doğruya adıma atalım. Gelecek kuşaklarımıza da kin, nefret ya da herhangi bir olumsuz düşünce yerine iyiliği, sevgiyi, doğruyu ve saygıyı miras bırakalım.  

Bu, o kadar mı zor acaba?  

Yani insanların ve toplumların kaldıramayacağı ağır bir yük mü? 

Bence değil!  

Hadi hep birlikte akıllanalım!  

Topluma iyilik tohumları ekelim! 

Yaşar GELER 

Etiketler: » »
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yarım Kalan Bir İdeal: Devrim ve Kılıçdaroğlu

    31 Mart 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Depodaki Yakıtın Eksikliği: Algı Operasyonu1961 yılında, Türk mühendislerinin kısıtlı imkan ve devasa bir inançla 129 günde ürettiği Devrim otomobili, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden biriydi. Ancak bu büyük başarı, sadece "depoya benzin konulmasının unutulması" gibi teknik bir detay üzerinden karalandı. Arabanın motoru sağlamdı, tasarımı yerliydi ama manşetler "Yürümedi" diye atıldı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mücadelesinde de benzer bir "algı mühendisliği" görüldü. Bürokrasideki dürüstlüğü, hesap uzmanlığı ve devlet...
  • Mirasın Ağırlığı, Günün Sınavı

    27 Şubat 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Savaş meydanlarının küllerinden doğmuş bir partiden söz ediyoruz. Bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet çıkaran iradenin siyasi hafızasından… Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve devletin kurucu mayasını taşıyan bir çınardan… Bugün ise aynı çınarın gölgesinde dolaşan ağır ithamlar, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen iç hesaplaşmalar konuşuluyor. İşte asıl yürek sızısı da burada başlıyor. Kurucu bir partinin en büyük gücü, tarihinden aldığı meşruiyettir. Fakat tarih, güncel zaafları örten bir perde değildir. Aksine, çıtayı...
  • Aydınlığa Yürüyenlerin Karnesi

    16 Ocak 2026 Genel, Köşe Yazıları

    Bu yıl ara tatilde dağıtılan karnelerde dikkat çeken bir eksiklik vardı. Sessiz ama derin bir eksiklik…Cumhuriyetin kurucusu, bu ülkenin Başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı yoktu. Yıllardır çocuklarımızın eline verilen karnelerde yalnızca notlar yer almazdı. O karneler, aynı zamanda eğitimin çağdaşlaşmasının, aklın ve bilimin rehberliğinin bir belgesiydi. En üstünde yer alan Atatürk fotoğrafı; “Bu ülkenin geleceği sizlersiniz” diyen bir bakış, bir hatırlatma, bir sorumluluktu. Şimdi sormak gerekiyor:Bir ülkenin kurucusunun, e...
  • 09:05’te Duran Zaman09:05

    13 Kasım 2025 Genel, Köşe Yazıları

    Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde, bir gün var ki her açıldığında hep aynı sızı düşer yüreğimize: 10 Kasım 1938. Güneşin mahcup ışıkları Dolmabahçe Sarayı’nın ağır perdelerini hüzünle aralarken saat 09:05’te, sessizlik bir ulusun üzerine kara bir örtü gibi çökmüştü. Bir nefes kesildi, bir kalp sustu. Türlü badirelere şahit olmuş yorgun ve yoğun zaman, saat tam 09:05’te durdu. Bir lider sonsuzluğa doğru yola çıktığında, gözyaşları sel olup aktı; kalabalıklar sessizliğin içinde ağladı. Çünkü bir millet sadece bir liderini değil, ayn...